in ,

Vaveyla

 
Gözlerinin altı çektiği acılardan dolayı bir kadeh misali çukurlaşmıştı. Kadeh, bu sabah gözyaşlarıyla dolup taşıyordu. Geceden kalma gökyüzündeki nem yavaş yavaş soluyorken, genç kadın orada durup sevdiği adamla yanışını izliyordu. Ama yanmak, ruhu kül olmuş bir kadın için pek sıkıntı teşkil etmiyordu. Damarında kan yerine küllerin dolaştığını hissedebiliyordu. Adım adım ilerledi genç kadın. Her bir adımında toz tanesi kadar ufalan küller rüzgarla sarmaş dolaş oluyordu. Gözleri, rüzgarın şiddetli baskısına karşı savunmasızdı. Dudakları, çölü çepeçevre saran kurak toprakların çatladığı gibi çizgi çizgi çatlamıştı.
   
Üzerindeki acıya daha sıkı sarıldı, bir yandan izlemeye devam ediyor ve bir kalkan gibi vücudunun dışını sarıyordu. Her defasında onu savunmasız bırakan gökyüzünün gözyaşlarıydı. Usul usul sevdalı olduğu toprağa iniyordu gözyaşları. Sessiz ama gök gürültüsüyle. Hâlâ izlemeye devam ediyordu. Şimdi gözünün önünden geçen hataları, ağaçların arasından el sallıyordu. Bir kasvetli havanın arasında ki sisli havanın yarattığı hatalarına bakarken, elleri sevdiği adamın mezarının üstünde geziniyordu. Çamurluydu, ıslaktı, çaresizdi ama ilk defa mutluydu. Sevdiği bu defa onun ağladığını anlamayacaktı. 

Gökyüzü ile genç kadının gözyaşları bir olmuşlardı. Belki de en güzel çiçeklerdi mezarında dikili olanlar. Kafasını usulca kaldırdı. Sisli hava yerini yavaş yavaş aydınlığa bırakıyordu. Ama genç kadın sevdiği adamı bıraktığı için kendisini affetmeyecekti. O an daha da aydınlandı. O an anladı genç kadın. O kendisini ne kadar affetmezse, sevdiği adam onu o kadar affedecekti… Gözlerini kapattı.

“Sevdiğim, yıllar boyunca sevgiliye ulaştırılmaya çalışılan mektubun telaşıyla aldı seni ölüm. Sen yoksun. Ben de yokum. Sen affediyorsun belki ama ben, beni affetmiyorum. Her geçen gün sevgiyle sarhoş olan nefretin üstünde uçuyorum…”  
 
Ve ağzından dökülen çığlıkla beraber gözlerini açtığında bir hastane odasında olduğunu anlamıştı. Hataları gerçekti ama gördükleri sadece kabus.
 
Gerçek Olamaz mıydı?
Olabilirdi.
Yaşanamaz mıydı?
Yaşanabilirdi.
Ölemez miydi sevdiği adam?
Ölebilirdi. 

Ama tam şu an gözlerinin içindeki o ışık hâlâ sevgiye aitti. Her şey için çok geç olabilir. Vakit varken affettirin, affedin ve sevin. En önemlisi sevdiğinizi sevmekten vazgeçmeyin. Kim bilir, belki de şu an senin aramanı bekliyor? Sesini duymak istiyor olamaz mı? Sen ara. 
 
Ne olursa olsun seviyorsan vazgeçme. Belki de yarın sabah uyandığında ikinizden birisi ölmüş olabilir. Mezarının başında toprağını okşamak yerine saçlarını okşayın. Toprağının kokusunu koklamak yerine saçlarını koklayın. Toprağına sarılmak yerine onun naçiz bedenine sarılın. Yanınızdayken sevin. Yarınınızda olmayabilir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Çerez Covid 101 - Gündüz Gece Podcast

Çerez-Covid 101

Özel Bölüm: İlk Elden Corona Deneyimi – Serdar’la 10 Dakika