“Gülüşün gülüşüme değdi!” dedi kadın. Der demez sicim gibi boşalan yağmur bir başlangıçtı belki de. Her ikisi içinde. Oysa ki ne konuşmuşlardı, ne de tanışıklıkları vardı. Tek bir tebessümdü onları yaklaştıran, yakınlaştıran. Kelimeler de başıboştu. Ne tarafa gitselerdi, ne deselerdi! Bu mütemadiyen tarifsiz bir sahneydi. Sağa ve sola ayrılan yol her ikisi için tasarlanmış gibiydi. Kadın sağa ayak bastı, adam ise solun başlangıcında kala kaldı.

Yolun sonu tek bir yola dönüşür müydü? Birbirlerinin gülüşünde kaybolan kadın ve erkek bütünleşebilir miydi? Üç nokta geldi oturdu cümlenin sonuna, masaldan bozma bir son yazıldı alın yazılarına. Kadın sağdan gitti, adam ise soldan devam etti. Aylak kuş dönemecin tam sonundaydı, üzerlerinden hiç ayrılmadı. Gülüşün gülüşe değmesi zordu ya bu zamanda! Kadın ve erkek tebessüm şelalesinin içinde erimeyi başardı bir anlamda. Ne virgül, ne de nokta! Kimi hikayeler üç noktanın al benisi ile düşüverirler yola…

Paylaş
ebru zeynep dişiaçık

Dilsiz bir lisan bu. Dudaklar sustu, satır araları konuştu...

Bir cevap yazın