Beşgen bir odadayım, ortada bağdaş kurmuş oturuyorum etraf karanlık, muhtemelen de boş. Her duvar hayatımdan bir parça sanki, bende merkezde oturuyormuşum gibi bir rüya. Kafamda düşünceler var… Geçmiş ve geleceğe dair. Çocukluğumdan bugüne kadar yaşadığım her şeyi bu beşgenin merkezinde oturmuş öylece düşünüyorum. Yaşadıklarım, yaptıklarım ve yapamadıklarım, mutluluklarım ve hüzünlerim hayatın küçük sınamaları belki küçük oyunları, çıkardığım derslerim öğrendiklerim, hedeflerim, isteklerim, hayatıma giren insanlar ve onlardan öğrendiklerim, hayatımdan çıkarmayı seçtiğim insanlar ve onlardan neden ve nasıl vazgeçtiğim, vazgeçmemek için direndiklerim ve daha birçok şey. Öylece düşünüyorum; beşgenin ortasında. Hayallerimden gerçekleştirebildiklerimi ve gerçekleştirebilmek için hala çabaladıklarımı; şu ana kadar ki tüm çabalarımı, çırpınışlarımı, düştüklerimi ve kalkışlarımı.

Düşüncelerimi kategorilere ayırıp bu duvarlara astım, tekrar merkeze geçtim ve şuan tüm hayatımı dışarıdan izliyor gibiyim öylece baktım kaldım. Unuttuğum onca şey varmış ki; hem de çok mutlu olduğumu sandığım şeyler bile zamanla kaybolup gitmiş aklımdan, anılarımdan. Şimdi baştan sona her şeyi, her anı yeniden yaşıyor gibiyim. İlk bisikletim alındığında ne kadar mutluymuşum aslında, sarı dört tekerlekli ilk bisikletim, onun için artık büyük olduğumu fark ettiğimde ve yeni büyük bir bisikletim olduğunda bile yıllarca onun atılmasına ya da başka birine verilmesine izin vermeyişimin karesi var gözümün önünde şu an, öyle sahiplendiğim bir şeyi bile zamanla yavaş yavaş unutmuştum, o ilk mutluluğu da öyle. Başrolünü benim oynadığım bu senaryoya dışarıdan, objektif bir şekilde bakmaya çalışıyorum. Geçmiş istemsizce silinip gitmiş medcezirlerle. Yaşadığım güzel şeyler ile sorunlarım olan şeyleri de bu duvarlarda ikiye ayırmaya karar verdim. Dört duvarın her birinde bir çatlak var ve aslında kötü sayılabilecek hiçbir şey olmadığını fark ediyorum. Bu biraz gülümsetti. Ya o dönemde kötü olduğunu düşündüğüm şeylerin üstesinden gelmeyi başarmıştım ya da hafızamda derinlere itelemiş belki de silmiş ve bugüne kadar unutmayı başarmışım.

Ama o tek duvar var ki buradan çıkışı bulamıyorum. Her zaman hırslı ve zoru seven bir insandım. Bu dört duvarın her birinden çıkışa ulaşabildiğim halde ben vazgeçmeden bu siyah duvara odaklanmış buradaki çatlağı arıyordum, buradaki meseleyi çözmeden huzurlu bir şekilde bu rüyadan uyanamazdım. Bu duvarda son dört yılım var ve son altı aydır bu beşgenin ortasında oturduğumu hatırladım. Nasıl geçtiğini anlamadığım şu zaman diliminde, hatırlamam ya da bulmam gereken ayrıntıyı aramaya koyuldum. Peki ya son altı ayda mıydı son dört yıl da mı yoksa çok daha geçmişte miydi? Şu an sırtımı döndüğüm duvarlara tekrar mı dönüp bakmalıyım? Ama arkaya dönüp bakmak hiçbir zaman huyum olmamıştı, bunu yapabilecek miydim? Belki de benim yerimde başka biri olsa çoktan o duvarlardaki kapılardan kaçıp giderdi, hayır ama ben bunu da yapamazdım, yapamadım.

Kafam karışmıştı.

Birden irkilerek uyandım, gerçekten de rüyaymış.

Ama hala etkisinden kurtulabilmiş değilim düşüncelerin ve izlerin. Uyanmış olmak, aydınlık demek miydi?

Her yeni gün, eskilerden silik de olsa izler taşıyordu.

Paylaş

Bir cevap yazın