in ,

Kaan Gülten Röportaj

Öncelikle biraz kendinizden bahseder misiniz? İş hayatında ve özel yaşantısında Kaan Gülten nasıl birisidir?

Daima yenilikçi ve eğlenceli bir insan olduğumu söylerler. Bu da zannediyorum kolay sıkılabilmemden kaynaklanıyor. Aynı işi sürekli yapmayı çok sevmem, bu sebeple sürekli keşfederim ve keyif aldığım şeyleri gerçekleştiririm. Bu da hem özel hayatıma hem de iş hayatıma yansıyor. İş hayatımda da eğlenceli sohbetler, oyunlar, etkinlikler ile keyifli bir iş yaşamı sürmeye çalışıyorum.

Türkiye’de AutoCAD dersleri veren iyi eğitmenlerin başında geliyordunuz ve bu konu üzerine aktif olarak çalışan bir internet siteniz vardı. Her şey iyiye giderken yaptığınız işi bırakarak sizi SEO ya iten unsur neydi?

Sektörün değişen dinamikleri. Eğer geleceği yorumlayabilirseniz bu noktada bir sektörün büyümesiyle siz de büyüyebilirsiniz, ancak aşırı sağlamcı olarak var olan konumumu koruyayım, sektör büyüdüğü zaman gireyim derseniz treni kaçırmış olabilirsiniz. Bu sebeple genelde; gelecek vaadeden işlere erken girmeyi risk almayı tercih ediyorum. Aynı zamanda SEO’nun hareketli dünyası daha fazla rekabetçi olması da beni cezbeden diğer unsurlardı.

Webtures, Türkiye’ de dijital pazarlama konusunda hizmet veren en büyük ve en başarılı şirketlerin başında geliyor. Webtures’ i bu noktaya getiren ve rakiplerinden farklı olarak yaptığı şey nedir?

İnovasyon diyebiliriz. Çünkü daima sektördeki birçok yeniliği ilk olarak deneyimleyip ondan sonra piyasaya duyuruyorduk. Bu da bizi daima farklı olmaya iten bir unsur oldu. Eğer stratejileriniz, yollarınız, iletişiminiz ve çalışma şekilleriniz farklıysa bu direkt diğerlerinden sıyrılmanızı sağlar. Biz de farklı olduğumuz özelliklerin üzerinden fazlaca durup bunları her geçen gün nasıl arttırabiliriz diye düşünüyoruz. Zannediyorum bu noktada kendi farkımızı ortaya çıkardığımız en önemli ayrım da sosyal medya ve dijital pazarlamanın da çok farklı kullanılması olmuştur.

Ekibinizi çok sevdiğinizi ve sizin için çok özel olduğunu sosyal medyadaki paylaşımlarınızdan görüyoruz. Siz ekibinizi kurarken ne gibi zorluklar ile karşılaştınız ve bunları nasıl aştınız?

Kesinlikle şirket içi iletişimimiz, ekip ile olan tüm paylaşımlarımız bu şirketteki en büyük değer bizim için. Ekibin uyumunu, adaletini, birbirine fedakar ve fayda odaklı yaklaşımını sağlamak oldukça zor. Ancak ben bir yönetici olarak hatalarımı kabul edip, taleplerimi rica ile gerçekleştirip, kendimle eğlenebilecek şekilde her türlü iletişim şekline açık olmam, tüm çalışanların da birbirilerine karşı bu özveri, fedakarlık ve samimiyeti göstermesi adına önemli bir faktör aslında. En huzurlu çalışma ortamını da bu oluşturdu. Bu sebeple buna uyum konusunda çok sıkıntı yaşamadık. Yaşadığımız en büyük zorluklar belki de doğru pozisyona doğru kişileri belirleyemediğimiz dönemlerdi. Cidden büyük bir heves ve istekle çalışmak isteyen kişilerin bu heyecanına karşılık vermek için bir pozisyon oluşturduk ancak kişilerin karakteri ve pozisyonun yeniliği uyuşma noktasındaki en büyük sorunu oluşturduğu için bu bizim için bir zorluğu beraberinde getirdi. Tabii ki iyi niyetle ve fedakarlıkla aşılmayacak sorun yok. 🙂

Bir kriz anında ekibinizi ve kendinizi nasıl yönetiyorsunuz? Başınıza böyle bir durum geldi mi?

Yaşadığım birçok krizi ve aşma yöntemlerini bu makalede detaylıca anlatmaya çalıştım. (İlgili makaleye buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz) Oradan bir alıntıyla yanıt verecek olursam;

Eğer bir kriz ile karşı karşıyaysanız, önce kendinizi kontrol etmeli ve öz güveninizi toplamalısınız, sonra çalışanlarınızın, sonra ailenizin ve sonra müşterilerinizin. Eğer kendinizi toplayamazsanız gerisi zaten gelmeyecektir. Bu sebeple kriz süresince her gün ofise geldiğimde en enerjik ses tonumla “Günaydın Arkadaşlar!” diye herkesi selamlardım ve en basit sorunları dert ederek çözüm aramaya başlardım. Bunu bir abimin paylaştığı hikaye ile öğrenmiştim. Bir gün bir ülkenin başkanı ülkede sağlam bir ayaklanma ile karşı karşıya kalır ve her an devrilmek üzeredir. En yakınındaki adamlarına “gümrükte takılan tırlar ne oldu, o sorunları çözün” mesajıyla asıl sorunun zaten sorun olmadığını, kontrolünde olduğunu göstermektedir.

Size gönderilen mailleri ve soruları bir kitap haline getirme fikri nereden geldi?

İlk çıkardığım Uzmanından SEO kitabı çok talep gördü ve sektöre olan ilgi de fazlasıyla arttı. Sektöre dahil olan kişi sayısı arttıkça beraberinde birçok yeni soru ve sorun da artmaya başladı. Ancak bu soru ve sorunların birçoğu insanlar birbirinden habersiz olsa farklı şekillerde dile getirselerde genelde aynı sorunlar olduğunu gördük ve bu yönde tüm sorunları toplayarak en çok karşılaşılan sorunlara Google’ın çalışma mantığını, Google gözünden bu sorunların nasıl ele alındığını açıklayarak yanıtlamak istedik. Bu açıdan yenilikçi bir kitap oldu ve Sorularla SEO kitabı da bu sebeple oldukça ilgi gördü.

2013 Yılında “Uzmanından SEO” kitabınız Türkiye’ de 24.000 adet satarak, en çok satan SEO kitabı olmuş. Bu başarı size neler hissettirdi?

Açıkçası bu kadar büyük bir talep kesinlikle beklemiyordum. Bu sektörün büyüme potansiyelini net bir şekilde gözler önüne serdi aslında. Ancak en değerli his, insanların yaptığınız çalışmalara ilgi gösteriyor olması, bunlar için para harcıyor olması ve sizden istifade ettiği bilgiler sonrasında elde ettiği başarılar için teşekkür ediyor olması. Kesinlikle ötesi yok.

“Çıktığınız zorlu yolda yanınızda olmak istiyoruz” sloganıyla başlayan, “Dijital Melek Yatırımcılık” isminde bir yarışmanız var, üstelik bu yarışmanın sonucunda kazanan girişimden hiçbir maddi talebiniz olmuyor. Böyle bir destek fikri nereden çıktı?

Aslında bu proje Webtures’ın kuruluş mottosuyla en uyuşan projemiz oldu. Çünkü Webtures’ı gelecekte girişimcilere kucak açan ve öğrendiği her şeyi girişimcilerle give back kültürünü yeşertmek için paylaşan bir yapı olarak düşünüldü. Dijital Melek Yatırımcılıkla hiçbir hisse istemeden 1 yıllık dijital pazarlama süreçlerini biz üstlenerek bildiğimiz en iyi şeyi ücretsiz olarak girişimcilere aktarmak istedik. Gururlar uygulamaya devam ettiğimiz bir projedir.

Dijital Melek Yatırımcılık yarışmasında kazanan girişimleri seçerken en çok dikkat ettiğiniz nokta nedir. En son aşamada sizinle gerçekleşen birebir bir görüşme süreci var. Girişimcileri bu görüşmede neler bekliyor?

Bu projeye binlerce başvuru aldık. Çok güzel fikirler, projeler ve ürünler geldi. Ancak bizim amaçladığımız “dijitalde bir başarı hikayesi yazmak” bu sebeple de genelde yayında olmayan ve dijitalle pazarlanabilir olmayan girişimleri tercih etmedik. Yani sadece sanayicilere ulaşmaya çalışan bir projenin dijitalle büyümesindense sadece annelere ulaşmaya çalışan bir girişimin dijitalle büyümesi daha kolaydır. İlk hedefimiz dijital büyüme potansiyeli ikinci hedefimiz de girişimcinin yetkinliği oldu.

Dijital Melek Yatırımcılık yarışması dışında bir iş adamı olarak, gerçek anlamda yatırımlarınız var mı?

Dijital Melek Yatırımcılık kapsamında hiçbir şekilde ticari düşünmediğimiz için buradaki projelere de böyle yaklaşmadık. Ancak yatırım yaptığımız proje ve girişimler mevcut. Bunları yakın zamanda duyuracağız.

“Ölçümlenemeyecek her yatırım vizyon işidir” sözünü biraz açıklayabilir misiniz?

Bir reklam kampanyasının tıklanma oranı, görüntülenme oranı, satışa dönüşme oranı ve dönüşüm başı maliyeti ölçebilirsiniz. Ancak pazarlamanızdaki görselin, kullanılan dilin, renklerin ve iletişim şeklinin karşı tarafa verdiği güven duygusu, keyif hissi, yarattığı cazibeyi ve bıraktığı hayranlığı ölçemezsiniz. Ölçümlenebilecek her yatırımı bırakın diğerleri yapsın, sizler de bir yandan yapabilirsiniz. Ama asıl büyümeyi ölçümlenemeyecek olana, yani duygu ve hislere yatırım yaparak yakalarsınız. Bu yüzden, “ölçümlenemeyecek her yatırım vizyon işidir.”

İş hayatınız boyunca yaşadığınız en mutlu ve en zor anı bizimle paylaşır mısınız?

En mutlu olduğum 2 an vardır. Birincisi, bizden hizmet almak için para veren müşterilerin hizmetlerimiz için teşekkür etmesi. Normalde insanlar para verdikleri her şey için, aldıklarının zaten hakları olduğunu düşünürler. Dolayısıyla ekstra teşekkür ve minnet çok fazla ticarette karşılaşılacak bir durum değildir. Ancak bunları duymak bizim için en motive edici hisleri oluşturuyor. İkincisi, her türlü zorluk ve kriz durumunda ekibin yanımda olması ve bunları çözmek için canla başla çalışması. Sadece sorumlu olduğu işler için para alan bir ekibin, olağanüstü durumlarda gösterdiği efor sizi ve şirketi ne kadar sahiplendiğini çok net gösteriyor.

En zor anlar, her zaman dönüşüm ve inovasyon anlarıdır. Şirket içerisinde var olduğu süre boyunca çok fazla dönüşüm yaptık. Bu dönüşümlerin kabullenilmesi, uygulanması ve adapte olunması gerçekten oldukça zordu. Hepsini bir şekilde başarıyla tamamlamış olsak da alışılagelmiş kalıplardan ve oluşturulmuş konfor ortamlarından sürekli çıkma süreci bizi en çok zorlayan anlar olmuştur.

Neden Olmasın’ ın klasikleşmiş bir sorusunu sormak istiyoruz. Sizi çok etkileyen ve hayatınızı buna göre şekillendirdiğiniz bir söz var mı?

Elbette etkilendiğim birçok söz olmuştur. Ancak şu anda hatırlayamadığım için kendi adıma söylediğim bir sözden bahsedebilirim. “Ben 8 milyar insandan farklı olmalıyım” Sürekli bu cümleyi kendime hatırlatarak sınırların dışına çıkmaya, yeni şeyler keşfetmeye, daha fazla çalışmaya, yönlenen değil yönlendiren olmaya, heyecanımı kaybetmemeye, talep eden değil arz eden olmaya, seyirci değil oyuncu olmaya çalışıyorum.

Dünya üzerindeki bir şirketin sahibi olma şansınız olsaydı bu hangi şirket olurdu? Neden?

Apple. Apple’ın en büyük inovasyonu şüphesiz pazarlama stratejisidir. Elbette ürün ve hizmet önemli ancak pazarlama da bir o kadar önemlidir.

1. Satış gününü önceden duyurarak min. 7.000 TL verdiğimiz ürün için kuyruğa girilmesi.

2. Lansman sonrasında web sitesi satışlarında ort. 21 gün teslimat süresi denilmesi.

3. Zaman içerisinde diğer tüm markalar ürün fiyatını düşürürken, insanlar fiyatı düşecek diye beklemesin, hatta artacağını bilsin ki bir an önce alsın düşüncesi oluşturmak için düzenli fiyat artış stratejisi.

4. Mail ve mesaj sonlarında “iPhone’umdan gönderildi”, “iPad’imden gönderildi” gibi cümlelerle tüketicilerini bir farkındalık hissiyatı oluşturarak pazarlama aracı olarak kullanmak.

5. Apple markasının dışında ürünlerini de markalaştırmak; laptop değil Macbook, telefon değil iPhone, tablet değil iPad vs vs daha birçok strateji…

Steve Jobs estetik algısı şahane olan bir insan olduğu kadar aynı zamanda mükemmel bir pazarlamacıydı da. Ve bize şu gerçeği de öğretti; girişimler ve projeler pazarlanabildiği ölçüde devamlılığını korurlar hatta büyürler.

Apple’dan Türkiye’deki tüm şirketlerin öğrenmesi gereken çok şey var.


İşlerden artakalan zamanlarda kafanızı dağıtmak için ne gibi aktivitelerde bulunuyorsunuz?

Aile, akraba ve arkadaşlarımla görüşüp sohbet etmek. Sektörden dostlarımla görüşüp, sohbet etmek. Tavla, masa tenisi oynamak. Düşünmek. 🙂 Eğer gerçekten kafamı dağıtayım, “reset” atayım hiçbir şey düşünmeyeyim dersem de TV izleyebilirim. 🙂 Ama çok nadir yapıyorum. 🙂

Bizleri kırmayarak, röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için çok teşekkür ederiz. Global bir Webtures ile tekrardan görüşmek dileğiyle. 🙂

Ben, bu güzel hazırlanmış sorularınız ve ilginiz için çok teşekkür ederim. Yakında duyuracağımız yeni proje ve girişimlerimizle Global anlamda çok daha görünür ve bilinir olacağımızı ümit ediyorum. 🙂

Bu içerik hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Kendini Dinle!

Gelişi Güzel Kadın