in , ,

Piyondan Vezir

Eğer tüm piyonlarınızı son yataya ulaştırabilirseniz aynı anda dokuz vezire sahip olabilirsiniz.”

İki – üç yıl önce satrancın aynı anda dokuz vezire izin verdiğini öğrenmiş hemen ardından yukarıdaki cümleye bakarak piyondan vezir başlığıyla bir yazı yazmıştım. Herkesin bir şekilde başarabileceğini söyleyip motivasyon dolu cümleler kurmuştum. Üstelik kendimi de iyi hissetmiştim. Sanki hazırladığım o içeriğin her zaman arkasında duracakmışım gibiydi. Tabii o zamanlar daha naiftim.

Sizi bilmiyorum ama ben ne zaman kafamda iki – üç yıl geri gitsem kendimi naif hatta bir miktar aptal bulurum. Dolayısıyla şu an olduğum insanın da biraz naif ve aptal olduğuna inanıyorum. En azından iki yıl sonraki Cihan böyle düşünecektir. Neyse çok dağılmadan elimizdekine geri dönelim.

Satranç beni kandırmış arkadaşlar. Aynı anda dokuz vezir mümkün değilmiş. Yasaklanmamış sadece. Ben de o zamanlar dokuz vezire inanarak mutlu olmuşum. Daha da kötüsü: Başarıyı sadece “vezir olmak” olarak tanımlamışım.

Satranç tahtasında rahat gezince, hayatı altmış dört küçük kare sanmışım.

Neden sen de olmayasın?

Senin eksiğin ne?

Vezir olan senden daha mı iyi?

Kıyaslamaya dayanan bu cümleler bakış açımızı daraltmak için tasarlanmış gibi. Bir şeyi yapmak isteyip istemediğimizi düşünmek yerine yapıp yapamayacağımızı sorgulamamızı sağlıyor. Dolayısıyla tek değişken başarabilmek gibi algılanıyor. Bu yüzden, doktor olabiliyorsak öğretmen olmak gibi bir seçenek ortadan kalkıyor. Önümüze konan alternatifler de benzer başarı düzeyinden ve benzer hayat standartlarından oluşuyor. Ne üretmek istediğimiz, ne yapmak istediğimiz biz farkında olmadan bize sunulan seçenekler arasından belirleniyor. Tercih yaptığımız için de kararın bize ait olduğuna inanıyoruz. Düşünemediğimiz seçenekleri de isteyemiyoruz.


Hepimiz başarılı olmak adına bir yola girdik. Daha yolun başındayken hedefler de belliydi. Öğrendikçe düşünmeye, neyi ne kadar bildiğimizi tartmaya başladık. Sonra çocukluk hayallerinin yerini gerçekler alır oldu. Yani bazılarımız dışarıdan eklenen hayallerini gerçekleştiremeyeceğini fark etti. Neden mi? Çünkü herkes vezir olamazdı. Hepimiz lüks arabalara binip, videolara konu olan evlerde oturamazdık. Her birimiz ayrı ayrı yapabilirdi ama hepimiz yapamazdık. Çünkü aynı satranç tahtasındaki gibi: Bir piyonun ilerleyebilmesi için bir başkasının feda edilmesi gerekirdi. Vezirliğe giden yol herkesin sığabileceği kadar geniş değildi

Başarıyı temsil eden vezirliği, parayla ilişkilendirdiğim için de bana kızabilirsiniz. Kabul etsek de etmesek de para her adımın arkasından çıkıyor. Toplumun rutin hayattan beklentileri hep paraya dayanıyor. Dolayısıyla aileler de çocuklarını buna göre yönlendiriyor. Tüm saf duygularıyla hem de. Tabii bir de para güzellemesi yapmamak için parayla yapılabileceklerin güzellemesini yapan insanlar oluyor hayatımızda. Her biri üzerimizde bir iz bırakıyor. Zaten beni rahatsız eden de her şeyin bu kadar para temelli olması.

Büyük hayallerle eğitim öğretimini sürdüren insanların büyük çoğunluğu, hayallerine ulaşamayacağını fark edene kadar epey çaba sarf etmiş oluyor. Dolayısıyla o ana kadar gösterdiği çaba ile nereye gelebilmişse oraya tutunmak zorunda kalıyor. Aynı benim gibi… Hayatımın can alıcı bölümünü mühendis olmaya harcadım. Şimdi beni buradan çıkarabilecek bir şey yok. Fırsat maliyeti hesaplamanın da bir amacı yok. Belli bir noktaya gelince elde ne varsa onunla yürümek gerekiyor. “Şöyle yapabilirsin! Her şey senin elinde!” diyebilirsiniz. Fakat dediğim gibi: Belki ben yapabilirim ama; hepimize yer yok.

Tabii bazılarımız da çocukluk hayallerini gerçekleştirebiliyor. Hayaller kendilerine mi ait emin olmak zor ama nihayetinde başarıyorlar. Eğer mutlu hissediyorlarsa sürecin bir önemi kalmıyor. Fakat hayallerini gerçekleştirip mutluluğu yakalayamamışlarsa iyi pazarlanmış bir hayale “hayır” diyememişlerdir. Eğer bu duruma düşenlerdenseniz mutluluğu sadece tüketimde arayabiliyorsunuz…

Hepimiz vezir olamayız. Vezir olmak başarılı olmanın sadece bir şeklidir. Diğer başarılardan üstün de değildir. Hatta başarılı olmak önemli de değildir. Mutluluk üretmekten gelir. Tüketmenin de hazzı vardır tabii karşı çıkmıyorum. Yine de tüketim hayal ederek yaptığımız üretim, mutluluğumuzun önünde ciddi bir engeldir. O nedenle çocuklara ileride tüketebileceklerini değil üretebileceklerini göstermek gerekir. Ancak bu şekilde onları manipüle etmeden, baskı altına almadan seçim yapmaya hazırlayabiliriz. İnanıyorum ki bir insan, kendi seçtiği yolda, lüks bir hayata sahip olmadan da mutluluğu yakalayacaktır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

ÜRETKENLİĞİMİZİ SORGULATAN BİR DÜŞÜNCE SİSTEMİ: POPPER’IN ÜÇLÜ DÜNYA YAKLAŞIMI

ÜRETKENLİĞİMİZİ SORGULATAN BİR DÜŞÜNCE SİSTEMİ: POPPER’IN ÜÇLÜ DÜNYA YAKLAŞIMI

Sarılmanın İnsan Üzerindeki Etkileri Nelerdir? Sarılmanın Gücü!

Sarılmanın İnsan Üzerindeki Etkileri Nelerdir? Sarılmanın Gücü!