orhun kayaalp fotoğraf

ORHUN KAYAALP RÖPORTAJ

Bizlere kendi cümlelerinizle, kendinizden ve geçmişinizden kısaca bahseder misiniz?

Merhabalar, ben Orhun Kayaalp. 2013 Yılında Galatasaray Üniversitesi İletişim fakültesinden mezun oldum ve ardından serbest yazar olarak oyun medyasında çalışmaya başladım. 2014’te Multiplayer’da Sosyal Medya Yöneticisi olarak tam zamanlı çalışmaya başladım. 2016 yılı itibariyle de Multiplayer TV Programının yönetmenliğiyle beraber Video Editörlüğü pozisyonuna geçiş yaptım.


Günümüzde oyun sektörü gitgide gelişmekte ve insanlar tarafından kabul görmekte ancak siz oyun sektörüne girdiğiniz zaman durum günümüzde ki gibi değildi. O zamanlar oyun sektörünün gelişeceğini tahmin ediyor muydunuz yoksa sizin için sonu belli olmayan bir macera mıydı?

Türkiye’de bu işi yapmak isteyen için her zaman sonu belli olmayan bir macera bu iş. Ancak globaldeki gelişmeleri takip eden birisi olarak sektörün büyük bir ivmeyle geliştiğini görmek mümkündü. Oyun sektörünün Sinema sektörünü finansal bazda geri bıraktığını gördüğümüz yıllar benim de öğrenci olduğum yıllara denk geliyor. Bu sebeple lisans bitirme tezimi de “Video Oyunlarında Sinemasal Anlatım” üzerine yapmak istediğimde bunu kabul ettirmek zor olmamıştı.


Galatasaray Üniversitesi gibi Türkiye’nin sayılı üniversitelerinden birini bitirdikten sonra insanlar tarafından daha “normal” görülen sektörlerde iş imkanları bulabilirdiniz. Oyun sektörüne girmenize ailenizin veya çevrenizin olumlu-olumsuz bir tepkisi oldu mu? Neden oyun sektörünü tercih ettiniz?

Açıkçası mezun olduğum bölüm itibariyle normal olan işi yapıyorum şu anda. GSÜ İletişim’de Sinema TV eğitimi almış bir insan olarak kariyerimin başında yaptığım serbest yazarlık ve sosyal medya yönetimi gibi işler fakültemden mezun bir insan için uzak işler değildi. Daha sonra yönetmenlik ve video editörlük pozisyonuna geçtiğimde de aradaki mesafe iyice kapanmış oldu.

Öğrenciyken kariyer olarak çok düşünmemişsem de oyunlar ile hep içli dışlıydım. GSÜ’nün 20. Yılına özel olarak Campus GSU isimli bir masaüstü oyununun tasarlanmasında da aktif olarak üyesi olduğum Oyun Kulübü ile beraber görev aldım. Lisans tezimden de bir önceki soruda bahsetmiştim. Bu gibi sebeplerden ötürü çok garipsemedi insanlar yaptığım işi.


Sizin gözünüzde bir oyunu iyi yapan kriterler nelerdir? Bir oyunu incelerken nelere dikkat edersiniz?

Oyunları ilgi çekici bulmamı sağlayan şey, yeni bir sanat dalı olarak ortaya çıkmış olması ve bir hikaye anlatmak için son derece elverişli bir araç olmasıydı. Kişisel olarak beğendiğim oyunlara baktığımda da bu yanları öne çıkan oyunların başarılı olduğunu görüyorum.

Bugün itibariyle evrensel geçerliliği olan inceleme kriterlerinden bahsetmek pek mümkün değil. O yüzden oyuna ve oyunu geliştirenin yapmaya çalıştığına göre ele alıyorum incelemeye çalıştığım oyunları. Ancak genel olarak değerlendirdiğim tüm kriterlerden bahsedecek olsam oyunun tasarımı, oynanışı, görsel ve ses tasarımı, hikayesi, hikayesini anlatış biçimi bu kriterlerin başlıcaları.


Bugüne kadar oynamaktan çok fazla keyif aldığınız ve bu oyunu bütün oyun severlerin oynaması lazım dediğiniz bir oyun var mı?

Benim genel olarak hayatımda önemli de yeri olan birkaç oyun serisi var elbet. Bunlardan başlıcaları Diablo, Fallout, Deus Ex. Son zamanlarda inanılmaz keyif aldığım bir diğer oyun da Dishonored oldu.

Bunlar dışında sürekli geri dönüp dönüp oynadığım oyunlar da oluyor özellikle bağımsız oyunların yükselişiyle beraber ortaya çıkan Dead Cells, Stardew Valley, Terraria gibi.


Ülkemizde çok başarılı ve yetenekli oyun geliştiricilerimiz var ancak global pazarda çok fazla sesimizi duyuramıyoruz. Ülkemizden büyük oyun stüdyoları çıkarabilmemiz için neler yapmamız gerekiyor? Sizce hangi alanlar üzerinde kendimizi geliştirmeliyiz?

Bugün itibariyle örnek alınabilecek ve analiz edilebilecek pek çok oyun ve sektör var. Polonya bunların başında geliyor. Son yıllarda yaşanan yükselişin sebeplerini tespit etmeye çalışmak gerek sektörel olarak.

Bağımsız geliştiricilerin yapması gereken ise başarılı oyunların neden başarılı olduğunu tespit edip, geliştirmeye çalıştıkları oyunun da bu başarıyı tekrar edebilmesi için neyi uygulamaları gerektiğini tespit etmek. Bu oyundan oyuna değişen bir şey olduğu için net bir şey söylemek güç.

Ancak genel olarak şunu net biçimde söyleyebilirim ki en büyük hatamız oyun geliştirmenin disiplinler arası bir iş olduğunu göz ardı etmek ya da göz ardı etmiyorsak da beraber çalışacak grupları oluşturamamak. Oyun tasarımı başlı başına bir iş, ardından bunu hayata geçirmek ayrı bir iş. Ama burada bitmiyor. Oyununuzun görsel tasarımını yapacak, ses tasarımını yapacak, oyuncuya içinde bulunduğu bu evrenin kendi yaşadığı evrenden kopuk olmadığı izlenimini yaratacak bir yazar lazım. Özetle görsel işitsel sanatlardan ve edebiyattan beslenen, kendisini bu alanlarda geliştirmiş ekipler oluşturulabilecek bir buluşma noktası lazım.


Geçtiğimiz günlerde Google’ın tanıtmış olduğu Stadia hakkında neler düşünüyorsunuz? Sizce bu teknoloji pahalı donanım gereksinimlerini ortadan kaldırarak, oyuncuların donanım düşünmeden istediği oyunu oynamasını sağlayabilir mi?

Oyun sektörünün önümüzdeki yıllarda odaklanacağı şey belli ki erişilebilirlik. Microsoft da bu yönde adımlar attı. Google Stadia da bu adımlardan biri. Her yerde erişim demek, daha fazla tüketim demek.

Bundan ötürü stream teknolojisiyle oyun oynamanın oyunculuğun geleceği olduğuna inanıyorum. Aşılması gereken teknik problemler var. Hem servis sağlayıcı hem de bizim internet bağlantımızın yeterli bant genişliğine sahip olmaması gibi…

Ancak bugün olmasa, yarın; Google olmasa Microsoft ya da belki Amazon… Sunacağı hizmet ile bu teknolojiyi hayatımızın önemli bir parçası yapacak gibi gözüküyor.


Dışarıdan bakıldığı zaman çok eğlenceli bir ofis ortamı olan, oyun oynanıp değerlendirme yapılan bir iş profili ile karşılaşıyoruz ancak her işte olduğu gibi bu işin de, görünmeyen kısımları var. İşinizin zorluklarından biraz bahsedebilir misiniz?

Dışarıdan bakılınca görülen işin oyun oynamak olması bir yanılgı. Açıkçası ofiste hiç kimsenin iş tanımı oyun oynamak üzerine değil. Ben prodüksiyon ekibinin bir parçasıyım mesela. Çektiğimiz videolardan ve kurgusundan sorumluyum. Etkinlik yapıyorsak bunun canlı yayın rejisindeyim. Gün oluyor white label dediğimiz, Multiplayer markasıyla alakasız olan işlerin çekimlerine gidiyorum, kurgusunu yapıyorum. Dolayısıyla bu alandaki problemler benim de problemim oluyor. Stres ve uzun çalışma saatleri gibi.


Twitch platformu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

YouTube’un düzenli ve sürekli oyun içeriği tarafındaki adımları ve yetersizliğinin zirveye çıktığı dönemde Twitch ön plana çıktı. “Let’s Play” içeriği üreten herkes Twitch’i çıkış yolu olarak gördü ve Twitch bu misyonunu da yerine getirdi. Şimdi bakmayın herkes oyun dışı içeriğe yönelmeye çalışıyor olsa da Twitch’in temeli oyun oynayan kitleye dayandığı için her daim oyun ve oyuncu kültürünün parçası olmaya devam edecektir.


Oyun, sinema, hayat, edebiyat konuları üzerine videolar çektiğiniz bireysel bir Youtube kanalınız var. Bireysel kanalınızın gidişatından memnun musunuz?

İlgiden çok memnunum. Açıkçası bireysel kanalımın bu noktalara geleceği hiç planladığım bir şey değildi. Bulunduğum sektör itibariyle “Bu kimmiş?” diye merak edenlerin açıp bakacağı, yapmayı sevdiğim şeyleri görebileceği bir nebze portfolyo olsun diye yola çıkmıştım. İş bayağı içerik üreticiliğine gitti. İzlenince, ilgi görünce bu ilgiyi de karşılıksız bırakmamak adına daha fazla üretmek zorunda hissediyor insan kendini. Bu da bence olumlu bir şey.

Memnun olmadığım tek şey aslında benim ürettiğim içerik açısından edebiyat tarafının zayıf kalması. Kişisel iş yoğunluğumdan ötürü çok okuyamadığım bir dönemden geçtiğim için Kitap Kulübü videoları azaldı. Sinema tarafını ise yine yoğunluktan ötürü bir türlü başlatmayı beceremedim. İlk fırsatta düzeltmek istediğim şey bu.


Yaptığınız iş gereği devamlı olarak, gençlerle iletişim halinde oluyorsunuz. Gençlerle bir arada olmanın bir faydasını görüyor musunuz? Bu zamana kadar genç takipçilerinizden öğrendiğiniz ve etkilendiğiniz bir şey oldu mu?

Yavaş yavaş orta yaşlara da yaklaşan bir insan olarak gençlerle bir arada olmak hem mutlu ediyor hem de büyük faydası olan bir şey benim için. Kuşaklar arası çatışmanın tamamen yok olmasa da azaldığını hissediyorum. Tam olarak olmasa da bakış açılarını, beğenilerini, ilgi alanlarını bir nebze anlayabildiğimi düşünüyorum. Bu da sonuçta hitap ettiğimiz kitle itibariyle iletişim kopukluğunun önüne geçiyor.


Sizi çok etkileyen ve hayatınızı buna göre şekillendirdiğiniz bir söz var mı?

Ecnebilerin “Done is better than perfect.” lafını sık sık kendime hatırlatmaya çalışıyorum. Yani diyorlar ki “Yapılmış olması, mükemmel olmasından iyidir.”. Zaman zaman “Ya bunu yapsam da güzel olmaz, anlatsam ne kadar anlatabilirim ki?” gibi düşüncelerle kendimi üreteceğim içerikten soğutabiliyorum. Bunun önüne de bu sözü kendime hatırlatarak geçiyorum. Bu zamana kadar bu yaklaşımın kötü bir etkisini görmedim.

Tabi hayatımı şekillendiren bir söz müdür bu emin değilim, ama bu aralar en çok gündemimde olan sözlerden biri.


Son olarak röportajımızı eğlenceli ve hayali bir soruyla bitirmek istiyoruz. Dünya üzerindeki bir oyun stüdyosunun sahibi olma şansınız olsaydı bu, hangi şirket olurdu?

Sanıyorum şu günlerde, Square Enix. Deus Ex serisini rafa kaldırdıklarını söylemişlerdi sırf bunu değiştirmek için tepelerine binmeyi isterdim.

Paylaş
Neden Olmasın Ekibi

Büyük fikirler, kalpten doğar.