En son ne zaman çocuklar gibi merak ettiniz?

Hepimiz büyük bir merak ile doğarız. Erken yaşlarda elimize bir şeyler alır, inceler, parçalar, parçaları inceleriz… Sürekli çevremize karşı derin bir merak duyarız. Belli bir yaşa kadar da merakımız azalmaz aksine artar. Hatta bu yüzden bazı aileler rahatsız olmaya başlar. Her şeyi soran çocuk, aile için sosyal ortamda rahatsız edici bir unsura dönüşebilir.

Sonra bir sabah eskisi kadar meraklı uyanmayız. Fark etmesek bile en son yaşadığımız sorun her ne ise merakımızı alıp götürmüştür. Hayata dair gerçek sorunlar yaşadığımızı düşündüğümüz için başka şeylere yer kalmamıştır. Doğru ortamı sağlayamadıkça da merakımızın geri gelmesi zordur. Bilim ve felsefe bu yüzden refah düzeyi yüksek toplumlarda ilerlemiştir. Hayatta kalmaya çalışıyorsak ve üzerimizde çok sorumluluk varsa tek merak edebileceğimiz şey maalesef yarınlardır. Dolayısıyla ilk sorumuza geri dönelim. En son ne zaman çocuklar gibi merak ettiniz?

Çocuklar gibi merak etmek!

Bir insanın bizimle ilgili fikrine ya da magazinsel bir birlikteliğe duyduğumuz meraktan bahsetmiyorum. Bir cihazın çalışma prensibine, uzayda neler olduğuna ya da eski bir kabilenin yaşam şekline ilgi duyuyor ve bunun için keyifle araştırma yapıyorsanız işte o zaman çocuklar gibi merak ediyorsunuzdur. Eğer böyle bir anı varsa kafanızda öğrendiklerinizi ne kadar da hızlı özümsediğinizi hatırlayın! Bu motivasyonu sağlayan merakın değerini bilsek belki de yaşam şeklimizi değiştiririz.

westwind-air-service-merak-wonder

Profesör Sugata Mitra’nın 1999 yılında yaptığı duvardaki delik deneyine bakalım: Profesör, İngilizce bilmeyen ve daha önce bilgisayarla tanışmamış çocukların mahallesine internete bağlı ve dili İngilizce olan bir bilgisayar yerleştirir. Duvarda delik açarak kurduğu bilgisayarın çevresinde toplanan çocuklar merak eder. Dolayısıyla profesöre, mahallenin ortasına bıraktığı bilgisayarın ne olduğu sorarlar. Profesör de “bilmiyorum” diye yanıtlar. Dokunmak için izin isteyen çocuklara da “eğer isterseniz” der. Sekiz saat sonra mahalleye döndüğünde hayatında ilk kez bilgisayar gören ve İngilizce bilmeyen çocukların internette gezindiğini görür. Ayrıca çocuklar birbirlerine nasıl yapacaklarını da anlatıyorlardır.

Profesör aynı deneyi başka bir yerde tekrarlayıp çocuklara birkaç ay süre verdiğinde ise çocukların bilgisayarı kullanabilmek adına İngilizce öğrendiğini görür. Hatta çocuklardan biri aylar sonra dönen profesöre “daha iyi bir işlemciye ihtiyacımız var” der. Bilgisayarın ne olduğundan bihaber çocuklar birkaç ay içerisinde belirli düzeyde İngilizce öğrenip bilgisayarın çalışma şekli ve yeterliliği ile ilgili fikir sahibi olmuşlardır.

Profesör Sugata’nın deneyi bu aşamada bitmiyor. Fakat profesör, bu çalışmaları yeni bir eğitim sistemi için yapıyor ve temel nokta olarak cesaretlendirmeyi alıyor. Muhtemelen aynı şeyden bahsediyoruz ama ben adına merak diyorum. Benim derdim ise gündelik hayatımıza biraz daha farklı bakabilmek. Özellikle de çocuklar için… Çünkü çocuklara merak ettirerek her şeyi öğretebiliriz. Hatta profesöre göre öğretmemize bile gerek yok. Çocuklar kendi kendilerine halledeceklerdir.

previous arrow
next arrow
Slider


Sunum; günümüz dünyasında en çok değer verilen konulardan biridir. İzninizle sunumun hedef kitle için önemini birçoğunuzun bildiği bir örnekle anlatayım. Merak etmeyin yukarıdaki sohbetle bir şekilde bağlayacağım. Ya da edin. Merak iyidir.

Örneğimiz 1950’lerde Amerika’da yaşanmıştı. O dönem hazır ürünler çok tüketilirken Betty Crocker marka hazır kek düşünüldüğü kadar satılmıyordu. Marka, yaptığı ürüne çok güveniyordu ama bir türlü istediği başarıyı sağlayamıyordu. Kısa süre sonra sorun, psikologlar tarafından fark edildi. Ev kadınları, keki hazır aldıklarında kendilerini kötü hissediyorlar ve görevlerini yapmadıklarına inanıyorlardı. Sadece su karıştırıp fırına sürmek aldıkları övgüyü hakketmediklerini düşünmelerine sebep oluyordu. Yani üründen bağımsız bir sorun vardı. Üretici firma ise çözümü ürünün pratikliğini düşürmekte buldu. Kek paketinin üzerine ekledikleri tek cümle her şeyi değiştirmişti.

“Ev hanımı bir yumurta eklemeli”

Tahmin edeceğiniz üzere bu eklemeden sonra satışlar hızla yükseldi. Yumurta ekleme kısmını ev kadınlarına bırakmanın ürün için bir katkısı yoktu ama satış için devrimsel bir hareketti. Önemli olan hedef kitlenin doğrularıydı. Peki sunum bize neden lazım? Merak ile ne alakası var?

Betty Crocker kek karışımları size bu özel ev yapımı güzelliği getiriyor. – …Çünkü yumurtaları kendiniz ekliyorsunuz.

Biz bir yerlerde unuttuğumuz merakımızı geri getirebilir miyiz bilemiyorum ama çocukların merakını onları çok daha iyi yerlere taşıyabilmek için kullanabiliriz. Çünkü Profesör Sugata’nın da söylediği gibi tehdit altında öğrenme çok daha zordur. Sunum da işte tam olarak burada devreye giriyor. Not ve gelecek kaygısı ile bilgi sunumu çocuklar tarafından kabul görmüyor. En başarılı olanlar bile belki de potansiyellerinin çok altında kalıyor. Sadece merak ettiği için öğrenen bir çocuğun bilgiyi nasıl özümseyeceğini ve nelere entegre edebileceğini kestirmek bile oldukça güç. Her çocuk Leonardo Da Vinci potansiyeli ile dünyaya geliyor olabilir. Biz ise onlara kendi sınırlarımızı çiziyor ve anlatıyoruz. Bir bakıma başka yere bakmalarına engel oluyoruz.

Profesör Sugata, doğru soruları sormanın, doğru kısımları boş bırakmanın cevap vermekten çok daha verimli olduğunu söylüyor. Yani hedef kitleye göre belirlenecek yaklaşımlar çocukların halihazırda sahip olduğu merakı yönlendirmek hatta güçlendirmek için kullanılabilir. Profesör de tam olarak bunu yaptı: Ortaya bir bilgisayar koydu ve çocuklar için halihazırda gizemli olan bu cihazı açıklamadı. “Ne olduğunu bilmiyorum” dedi. Artık o çocuklar bu gizemi çözmek ve öğrenmek istiyordu. Öğretmen olarak görebilecekleri bir insandan bilgi almadıkları için de bilgisayarla yapabileceklerinde bir sınır görmediler. Yani kimse onlara bilgisayar bunları yapabilir dememişti. Dolayısıyla bir noktaya gelince durmadılar, araştırıp keşfetmeye devam ettiler.

Benzer şekilde benim jenerasyonumun bir kısmı İngilizceyi oyunlardan öğrendi. Çünkü eve gidip aynı kelimeyi beş defa deftere yazmak bir şey ifade etmiyordu. Fakat oyunun sonraki aşamasını merak etmek İngilizce öğrenmek için iyi bir motivasyondu.

Çocuklardaki motivasyonu gören Sugata Mitra ise araştırmalarının ardından kendiliğinden eğitim modelinden bahseder oldu. Dünya genelinde hayata geçer mi bilemiyorum.  Eğitim sistemine merak nasıl entegre edilir? Sistem komple değişmeli mi? Merak tek başına ne kadar yeterli onları da bilmiyorum. Sadece merakı ne kadar kullanabilirsek o kadar faydalı olabileceğini biliyorum. O nedenle çevremizde ne kadar çocuk varsa merakını beslemeye çalışalım. Hayatı boyunca merakını canlı tutabilen insanların, insanlığa büyük katkıları olabileceğine inanıyorum.

 

Sugata Mitra’nın Ted konuşmasını dinlemek isterseniz:

Yük Treni Podcast Kapak Fotoğrafı #5

YÜK TRENİ – #5 Yedi Ölümcül Günah: Öfke

Pod Stop 11. Bölüm #5Kırmızı1Yeşil / Steiermark GP