in

Mehmet Zoroğlu Röportaj

Öncelikle biraz kendinizden bahseder misiniz? İş hayatında ve özel yaşantısında Mehmet Zoroğlu nasıl birisidir?

İşimi yapar, kendimi geliştirir, insan ilişkilerinde elimden geleni yapar ve günü kapatırım. Günlük kalem kalem plan yapan insanlardan değilim. Ama %100 potansiyelimi kullandığım konusunda içim rahat değilse, yatağa girmem. Belirli hobilerim var, bunlarla ilgilenirim. Hâli hazırda çalıştığım bir işim var. Bunun dışında Başarı Okulu ve kitaplarımla ilgileniyorum. Aklıma gelen girişim ve fikirler üzerine araştırmalar yapıyorum. Ve günün 24 saati müzik dinliyorum, evet uyurken bile.

Başarı Okulu projesine başlama amacınız neydi? Bu kararı nasıl aldınız?

Başarı Okulu bir Facebook projesi olarak başladı. 2015 Yılında kendini geliştirmeye çalışan insanlarla birlikte bazı Facebook gruplarında takılıyordum. 2014 yılından beri kişisel gelişim ile içli dışlıyım, çok seviyorum. Öğrendiğim, uyguladığım ve sonuç aldığım teknikleri insanlarla paylaşmayı seviyorum. Öneriler vermeyi seviyorum. O gruplarda yazdığım her yazı ilgi görüyordu. Daha sonra kendi grubumu açmaya karar verdim. Grubun adı “Milyoner”di. Daha çok girişimcilik ve inovasyon üzerine bir grup kurmayı amaçlamıştım, ama sonra grup kişisel gelişime doğru evrildi tabi. Gruba, diğer gruplardan tanıdığım ve parlak gördüğüm 300 kişiyi eklemiştim. Daha sonraları Instagram’da motive edici arka planların üzerine gelişime yönelik yazılar yazan sayfalarla karşılaştım. Bu yöntem çok hoşuma gitmişti. Bu işi yapan bir Türk sayfası olsa çok iyi olurdu dedim. Daha sonra araştırma yaptım; böyle bir sayfa yoktu. Eğer bir kahraman istiyorsanız bazen kahraman kendiniz olmanız gerekiyor. Ben de aldım sazı elime, kendim bir şeyler yapmaya başladım. İlk başta Instagram değil, Facebook’ta aktifti Başarı Okulu. Grubun adını Başarı Okulu olarak değiştirdim ve resimleri paylaşacağım bir Facebook sayfası açtım. Daha sonra Facebook reklamlarıyla sayfayı büyütmeye karar verdim. Çok az bütçe ayırmama rağmen çok fazla takipçi kazandım bu reklamlarla, insanlar yaptığım işleri çok beğeniyorlardı. Kısa sürede 45-50bin gibi bir rakam bulduk. İlerleyen zamanlarda Facebook’a olan ilgi azalıp yavaş yavaş Instagram’a kayınca, bu platforma geçmeye karar verdim. 2016 yılının sonunda Instagram sayfasını açtım ve oradan büyümeye devam ettik. Şu an 143 bin kişilik bir aileyiz.

2016 Yılında Başarı Okulu’na başladığınız zaman, motivasyon sayfaları günümüzdeki kadar yaygın değildi. Başarı Okulu yolculuğuna başlarken motivasyon sayfalarının gelişeceğine emin gözüyle mi bakıyordunuz yoksa sizin için sonu belli olmayan bir macera mıydı?

Bu konuda fazla düşünmedim. Sadece sevdiğim için yapıyordum. İnsanlara fikirlerimi bu şekilde göstermek hoşuma gidiyordu. İnsanların bu fikirleri sindirip güzel geri dönüşler bırakması hoşuma gidiyordu. Açıkçası sayfayı kendi motivasyonumu da karşılasın diye açtım. Yabancı çok güzel sayfalar vardı, ama Türkçe olsa daha iyi olurdu diye düşünüyordum. Sayfayı da bu şekilde açmıştım zaten. Bazen yaptığım tasarımlarla kendim de dersler çıkarıyorum. Tamamen severek yaptığım, benim için terapi eşdeğerinde bir olay bu Başarı Okulu. Bu yüzden rakibim olur, beni geçerler ya da bu işin suyu çıkar diye hiç düşünmedim; böyle bir kaygım olmadı.

Şu anda Türkiye’de, en fazla takipçisi bulunan motivasyon sayfasısınız. Bu başarıyı elde etmek için diğer sayfalardan farklı olarak yaptığınız ve yapmaya devam ettiğiniz şey nedir?

Sanırım hiç ticaret kaygısına sahip olmamam bu konuda en büyük etken oldu. Bir işe para hırsı karıştırırsanız bu yaratıcılığınızı öldürüyor. Bu her iş için böyle. Çok yetenekli şarkıcıların sırf para kazanmak için piyasa odaklı şarkılar yapıp kendi tarzlarını terkedince nasıl düşüşe geçtiğini biliyoruz. Ben her zaman kendi hoşuma giden, sevdiğim ve içime sinen, tamamen hayatın içinden paylaşımlar yapıyorum. Piyasa kaygım hiç olmadı. Sanırım bu etkili oldu. Ayrıca Başarı Okulu ile profesyonel bir şekilde ilgileniyorum. Ne kadar yoğun olursam olayım bunu yapıyorum. Bazen işimden dolayı günde 1-2 saat uyuduğum bile olmuştur; bu zamanlarda bile sayfayla bir şekilde ilgilenirim. İşimden dolayı bazı zamanlar telefonum çekmez ve internet kullanamam, böyle zamanlarda kız arkadaşım sayfayla ilgilenir. Yani sayfayı hiçbir zaman boş bırakmadık, her zaman ilgi gösterdik. Muhtemelen bunun da olumlu etkisi oldu.

Başarı Okulu’nun yaklaşık olarak 2500 gönderisi mevcut. Yeni içerikler bulma ve oluşturmada zorlandığınız zamanlar oluyor mu? Nasıl üstesinden geliyorsunuz?

Mesleğim sağolsun, zorluklar hiç bitmediği için yeni çözümler de hiç tükenmiyor. Denizde zaten dünyanın en zor işini yapıyorsunuz, sonra karaya gidiyorsunuz, kafanız tekrar denize çıkacağınızın bilinciyle allak bullak oluyor. Psikolojinizi korumak ve zihinsel olarak dik durabilmek gerçekten çok zor. Sürekli çözümler arayışındasınız. Başarı Okulu’nda bunları tasarım haline getirmek ve insanlara sunmak, benim için terapi. Bir de insan faktörü var tabi. Her gittiğim gemide, hayatım boyunca hiç görmediğim 30-35 adamla çalışıyorum. Bu adamlarla aynı demir yığınının içerisindesiniz, bazen 30 gün okyanus geçiyorsunuz. İnsanları iyi okumalısınız. Çeşit çeşit insanla çalışıyorsunuz. Her biriyle aylarca birlikte kalıyorsunuz. Aynı yaşam ortamını paylaşıyorsunuz. Çok fazla insan tanımam, hepsinin tepkilerini ölçmem ve hayatlarını bilmem de ufkumu genişletti. İnsanların neye ihtiyacı olduğunu, nasıl bir psikolojide olduklarını zamanla çok iyi okuyabiliyorsunuz. Bu da sosyal zekanızın gelişmesine olanak tanıyor. Bazen sayfada yaptığım paylaşımlara “aha işte bu, bu tam beni anlatıyor; ya sen bir yerlerden beni mi izliyorsun” gibi tepkilerin gelmesinin sebebi de muhtemelen budur. Ben sürekli insanların içindeyim, ve çok çeşitli insanların içindeyim.

Başarı Okulu’nun başarısını daha sonra bir kitap ile taçlandırdınız. “Süperinsan” kitabını yazarken ve kitabınız okurların beğenisine sunulmadan önce neler hissettiniz? Okurların ne tepki vereceğini merak ettiniz mi?

Böyle bir kitap fikri yoktu. Kendi grubumda yaptığım paylaşımlarda uzun yazılar yazıyordum. Bazen Instagram’da gönderi altına uzun yazılar yazıyordum. Sonra blog açtım, basariokulu.org. Bunu kapattık şu an. İnsanlar bu platformlarda yazdığım yazıları çok beğeniyordu ve sürekli kitap yazmam için beni zorluyorlardı. Sonra bir deneyeyim dedim. Fikirlerimi döktüm, ortaya Süperinsan çıktı. Kız arkadaşıma ve yakın arkadaşlarıma kitabı gösterdim, çok beğendiler ve mutlaka basmam gerektiğini söylediler. Daha sonra 10 sayfalık bir demo hazırladım ve gruba attım. Okuyanlar da çok beğendiler. Dosyayı bir yayın evine göndereyim dedim, gönderdiğim ilk yayınevi dosyayı gönderdiğim gün kitabı basmayı teklif etti ve çok beğendiklerini söyledi. Bu kadar olumlu geri dönüş olduktan sonra kitabın sevileceğine emindim. Zira öyle oldu. Kitabın çıktığı ilk hafta Kitapyurdu’nda çok satanlarda ilk 10’daydık ve kısa sürede ilk baskı bitti, diğer baskıya geçildi. Şu an kitabın 3. baskısı satılıyor kitapçılarda.

Kitabınızı okuyucu ile buluşturmayı ne zaman ve nasıl düşündünüz? Bunu gerçekleştirmek sizin hayaliniz miydi?

İnsanların fikirlerimi okumasını hep sevmişimdir, tabi ki çok büyük kitlelere bu fikirleri sunabilmek de her zaman hayalim olmuştur. Dediğim gibi, kitabımı paylaştığım kişiler çok iyi geri dönüşler bıraktıkları için kitabı bitirdikten kısa bir süre sonra basmaya karar vermiştim. Kitabı yayın evine yolladıktan sonra birkaç ay içinde de kitap basıldı. Böylelikle bir hayalimi de gerçekleştirmiş oldum.

Kendinizi yazmak için şartlandırır mısınız? “Günde şu kadar yazmalıyım” gibi; yoksa fikirleriniz olgunlaştıkça mı yazarsınız?

Yazmak konusunda kendimi şartlandırmam. Günde şu kadar yazayım dersem kendime yalan söylemiş olurum, çünkü standart bir hayatım yok ve bir günüm bir günümü tutmuyor. Ayrıca kitap yazmak tamamen ilham meselesi. Kitabı yazarken sıkılmamanız gerekiyor. Kendinizi şartlamamanız gerekiyor. Çünkü siz sıkılırsanız okuyucu da bunu anlar, okuyucu da sıkılır. Bu benim düşüncem. O yüzden akışına bırakırım. Bazen bir günde 30 sayfa yazarım, bazen haftalarca yazmam. Ama yazdığım zaman gerçekten isteyerek ve beğenerek yazdığımı bildiğim için vicdanım rahat oluyor. Gemideyken kitap yazmaya gerçekten vaktim ve motivasyonum olmuyor. Karadayken Süperinsan çıktıktan sonra bir ay içerisinde ikinci kitabımı yazmıştım. Kitap yazma süreci benim için şu anda bir standarda oturmadı, ama denizi bıraktığım zaman bunun bir standarda oturacağını düşünüyorum.

Yeni projeleriniz var mı? Okurlarınız ve takipçileriniz sizden, yeni bir kitap veya farklı bir proje beklemeli mi?

Kitap konusunda, evet var. Önümüzdeki haftalarda yeni kitap çıkıyor. Kafamda birkaç tane daha kitap fikri var. Bunları da karaya dönünce yazacağım. Bir fikrim olursa bunu ana hatlarıyla yazıp bilgisayarımda dosyalıyorum, daha sonra zamanını bulunca bunun üzerinde çalışıyorum. Şu anda bilgisayarımda farklı konularda birkaç dosya var. Kitap haricinde, Başarı Okulu hakkında da farklı projelerim, farklı düşüncelerim var. Fakat denizde olduğum için bunları hiçbir şekilde gerçekleştiremiyorum. Artık deniz hayatını bırakıp karada kendi standardımı oturmaya başlayacağım için, bu projeleri de hızlandıracağım. 2019 Başarı Okulu için çok parlak bir yıl olacak.

Siz, geleceğin liderlerine, girişimcilerine motivasyon sağlamak ve bir şeyler öğretmeyi amaç edinmiş bir kişisiniz. Sizce, Türkiye’deki genç girişimcilerin eksikleri nelerdir? Yurtdışındaki rakipleriyle sıkı bir mücadele içerisinde olmak için nasıl bir yol izlemeliler?

Bence Türkiye’deki girişimcilerin en büyük problemi network. Amerika’da Silikon Vadisi var, fikirler birbirlerini etkiliyor ve bütün yenilikler orada doğuyor. Türkiye’de böyle bir bölge yok. Girişimcileri sadece sosyal medyada ya da internet ortamında değil, günlük hayatta da bir arada tutabilmek, beyin fırtınaları ve yeni fikirler açısından elzem diye düşünüyorum. Ayrıca eğitim eksikliği var. Girişimcilik ve inovasyonun okullarda bir ders olarak okutulması gerektiğini düşünüyorum. Biz sadece üniversite son sınıfta, bir dönem, haftada 3 saat seçmeli olarak girişimcilik ve inovasyon dersi aldık. Bunun seçmeli değil, zorunlu olarak okul müfredatına konulması taraftarıyım. Bir işin bilinci gelişmezse işin kendisi de gelişmez. Önce girişimcilik bilincini anlamak ve sindirmek gerekiyor. Bunun dışında mesleğimin getirdiği kara hayatı kopukluğundan dolayı girişimcilik adına da Başarı Okulu haricinde bir şey yapamadım bugüne kadar. Kişisel olarak, bundan sonra girişimcilik benim için de yeni tecrübeler anlamına geliyor. Başarı Okulu bu bağlamda farklı yönlere de evrilebilir.

İşiniz gereği sosyal medyayı aktif kullanan kişilerin başında geliyorsunuz. Bugün geldiğimiz noktada, sosyal medya uygulamalarının, gençlerin zamanının büyük bir kısmını çaldığı ve gençleri tembelleştirdiği konuşuluyor. Sosyal medyayı aktif kullanan biri olarak bu konu hakkında görüşleriniz ve gençlere önerileriniz nelerdir?

Sosyal medya büyülü bir küre. Nasıl kullanacağını bilmezsen eline yüzüne bulaştırır kendine zarar verirsin. Kullanmasını bilirsen de hayatını %100 değiştirirsin. Günümüzde tamamen uzak durulması gerektiğini düşünenler var. Bu kesinlikle yanlış. Zamanın dokusuna karşı gelemezsiniz. Şu anda sosyal medya, yerel medyanın yerini alma yönüne doğru evriliyor. Terkedilmesi kesinlikle doğru değil. Sadece faydalı bir şekilde kullanması bilinmeli.

İş hayatınız boyunca yaşadığınız en mutlu ve en zor anı bizimle paylaşır mısınız?

Yaşadığım en zor anlar denize tekrar gideceğim, gemiye çıkacağım günler oluyor. Hapise gidiyor, meçhule gidiyor gibi hissediyorsunuz. En mutlu anlarım da, tahmin edebileceğiniz gibi gemiden ayrıldığım zamanlar. Özgürlüğüne kavuşan bir tutsak gibi hissediyorum. Fakat artık denizcilik benim işim olmayacağı için, bu sorunun yanıtı ilerleyen zamanlarda çok farklı şekillerde verilebilir. Bunu geçici bir cevap olarak belirtelim.

Sizi çok etkileyen ve hayatınızı buna göre şekillendirdiğiniz bir söz var mı?

Doğmakla meşgul değilsen, ölmekle meşgulsündür; Bob Dylan’ın sözü.
Seni öldürmeyen acı güçlendirir; Nietzsche’nin sözü.

Son olarak röportajımızı eğlenceli ve hayali bir soruyla bitirmek istiyoruz. Dünya üzerindeki bir şirketin sahibi olma şansınız olsaydı bu, hangi şirket olurdu?

Sanırım Weider’ı isterdim. Fitness ve sporcularla ilgilenmeyi seviyorum. Belki ileride işler bu yöne doğru da evrilebilir, bilemiyorum. Şu an bende hakim olan tek şey merak ve mutluluk. Hayatımın bundan sonraki bölümünü ben de çok merak ediyorum. Belki de ileride bu soruyu başka birine sorarsınız ve onun cevabı “Başarı Okulu” olur, kim bilir?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Gündemsel Dizisel Sohbet

ay'da ilk gosling

“Ay’da İlk Gosling” ve “El Royale’de Zor Zamanlar”