Levent Şapçı Röportaj - Levent Şapçı'nın Hikayesi - ShyftUp'ın Hikayesi - ShyftUp Nasıl Kuruldu?

Levent Şapçı Röportaj

Öncelikle sizleri tanımayan kişiler için kendinizden ve geçmişinizden kısaca bahsedebilir misiniz? Levent Şapçı nasıl birisidir?

Tabii ki, ben Leven Şapçı. Türkiye’de doğdum ve büyüdüm, pek çoğumuz gibi. Sabancı Üniversitesi Endüstri Mühendisliği mezunuyum. Sabancı’dan mezun olduktan sonra San Francisco’ ya taşındım, San Francisco State Üniversitesi’nde MBA yapmak için. (İşletme Yüksek Lisansı – Master of Business Administration) 2 Sene boyunca bu programı yaptım, ondan sonra da San Francisco’da kaldım ve çeşitli teknoloji şirketlerinde çalıştım. Bu şirketler, daha çok startup şirketlerdi.

6 Sene boyunca “Hotspot Shield VPN” uygulamasını yapan AnchorFree şirketinde bulundum ve oranın pazarlama takımının başındaydım.  AnchorFree çok büyük bir şirket, benim bulunduğum süre içerisinde de çok büyük bir büyüme yaşadı ve ben de bu süreci tecrübe etme şansı buldum. Orada çok büyük tecrübeler kazandım, 2017 senesinde de oradaki işimden ayrılıp, şu anda halen yönetmeye devam ettiğim ShyftUp şirketini kurdum. ShyftUp, tamamen mobil uygulamalara yönelik bir kullanıcı kazanımı ajansı diyebiliriz. Mobil uygulama şirketlerine kullanıcı büyütme hizmetleri veriyoruz, yaklaşık 2 senedir de bu işi yapıyorum.


Türkiye’de lisans eğitiminizi tamamladıktan sonra San Francisco State Üniversitesi’nde MBA eğitimi almaya gittiğinizi söylediniz. Mühendislik eğitimi aldıktan sonra, MBA eğitimi almaya ve bu eğitimi Amerika’da almaya nasıl karar verdiniz? 

Arkasında rasyonel düşünceler olan, çok bilinçli alınan kararlar değildi bunlar. O yüzden, geçmişe dönüp baktığım zaman, keşke daha bilinçli kararlar alıp, adımlar atsaymışım diyorum. Evet, sonu iyi oldu ama açıkcası, şansımın yaver gitmesinin de etkisi oldu. O yüzden, Youtube kanalında videolar çekiyorum ki, genç arkadaşlara bir şekilde yol gösterebileyim çünkü biliyorum, yol gösteren herhangi biri olmadığında, bilinçli kararlar veremediğimiz zamanlar oluyor ve çok bilinçli adımlar atamayabiliyoruz…

Endüstri mühendisliği okuduktan sonra, işin, biraz daha mühendislikten tarafından çıkıp, “business” tarafında kalmak ve marketing tarafına yönelmek istiyordum ama kafamda dijital pazarlama alanına kaymak gibi bir düşünce de yoktu MBA yaparken. Amerikaya geliş sebebim de yurt dışı tecrübesi  kazanmak içindi. Tabii şansımın yaver gitmesi de şurda oldu; iyi ki San Francisco’ya gelmişim çünkü burada çok güzel ve çok büyük imkanlar var, Silikon Vadisi gibi.

Zaten, benim geldiğim ve mezun olduğum senelerde Silikon Vadisi’nin genişlemesi iyice arttı ve internet teknolojileri patlama yaşadı. O bakımdan şanslı olduğumu söyleyebilirim, yani seçtiğim yer ve bulunduğum zaman olarak çok iyi denk geldi ama dediğim gibi çok bilinçli alınmış bir karar değildi. Bunların yanında, ben buraya geldikten sonra ve buradaki ortamı gördükten sonra çok büyük fırsatlar olduğunu gördüm. Dijital pazarlama ilgimi çok çekti, ben de o alanda kendimi eğitmeye, staj yapmaya, öğrenmeye başladım.. Yavaş yavaş tecrübe kazandıkça da çalışmaya başladım ve ondan sonrası geldi.


Peki sonrasında Amerika’da kalmaya nasıl karar verdiniz? Bir şirket tarafından iş teklifimi mi aldınız yoksa San Francisco’da sizi etkileyen şeyler olduğu için mi böyle bir karar verdiniz?

MBA programının son senesinde, çeşitli şirketlerde uzun süreli stajlar yaptım. Hem dijital pazarlama inanılmaz çok hoşuma gitti hem de buradaki çalışma ortamı çok hoşuma gitti. İlk geldiğimde, “Bir iki sene çalışıp, tecrübe kazanıp, giderim.” diyordum ancak buradaki ortamı gördükten sonra iyice hoşuma gitti ve buradaki fırsatları daha çok değerlendirmek istediğimi fark ettim. Ondan sonra, burada kalmaya karar verdim.


Kendi şirketinizi kurmadan önce, Silikon Vadisinde 6 sene boyunca AnchorFree isimli şirkette çalıştınız. Orada çalışırken elde ettiğiniz tecrübelerden biraz bahsedebilir misiniz? Oradaki insanların kafa yapılarına ve iş yapış biçimlerine baktığınız zaman dikkatinizi çeken ilk şey ne olmuştu?

Ben, Türkiyede hiç çalışmadığım için öyle bir kıyaslama yapabileceğimi düşünmüyorum fakat beni çok etkileyen ve bana fayda sağlayan çalışma tiplerinden bahsedebilirim. AnchorFree’ de 6 sene geçirmenin bana inanılmaz derecede faydası oldu. Ben, oraya ilk girdiğimde 15 kişilik ufak bir startup şirketti ve pazarlama için alınan ilk kişi bendim. O yüzden, oranın pazarlama stratejisini ve pazarlama yol haritasını çizme imkanı buldum. Tabii bunu yaparken de birçok şeyi deneme yanılma yoluyla tecrübe etme şansım oldu, bir çok şeyi denedim. Çoğu başarıyla sonuçlanmadı ama başarılı olan şeylerin üzerine giderek çok büyük başarı yakaladık. Ben ayrılırken ekipte, 110 kişi falan vardı. Yani 15 kişiden 110 kişiye ulaşana kadarki süreci tecrübe ettim. Ben işe başladıktan bir kaç sene sonra Goldman Sachs’dan 52 milyon dolar yatırım aldık. Yatırım nasıl alınır, yatırım aldıktan sonra şirket nasıl değişiyor gibi bütün bu evreleri deneyimleme fırsatım oldu. Bana kattığı en önemli özelliklerden bir tanesi de ingilizce tabiri ile “resourceful” olmak, yani kaynakları çok iyi kullanarak, işi tamamlamak.

Resourceful Sözlük Anlamı: becerikli, her şeye çare bulur, her işin altından kalkar.

Verimlilik diyebilir miyiz?

Yok verimlilik değil. Şöyle düşünebiliriz; senin bir şey yapman gerekiyor, bir şeyi başarman gerekiyor ve bunları yapabilmek için sana “Buraya ulaşman için şunları şunları yapmalısın, bu yol haritasını takip etmelisin.” diyen kimse yok ve önünde bir örnekte yok. O noktada senin önünde iki yol var, ya diyeceksin ki, “Kimse bana nasıl yapılacağını söylemiyor, bana yeterli kaynakları da vermiyor, ben bunu yapamam.” ya da “Ben şu an buradayım ve buraya ulaşmam lazım. Elimde bulunan kaynakları kullanmalıyım, öğrenmeliyim, araştırmalıyım ve farklı şeyleri deneyerek doğru yolu bulmalıyım.”

Benim Silikon Vadisi’nde gördüğüm en önemli özelliklerden biri, işte bu. Yani insanlar bahane bulmak yerine, elindeki kaynakları kabul ederek, yeni kaynaklara ve bilgilere nasıl ulaşacaklarını düşünüyor. Zaten eğer bu özellik yoksa çokta tutunamıyorsunuz burada. Türkiye’ de bizim yetiştiriliş tarzımızda bu özellik çok fazla yok. Türkiye’de biraz fazla, bahane üretme yoluna gidebiliyoruz.. “Ya işte şu yoktu, şunu bana söylemediler o yüzden olmadı.” gibi bahaneleri sıklıkla duyabiliyoruz ama aslında sen, hakikaten saldırgan bir şekilde o işi kovalasaydın, belki onları da çözecektin. Ama onu yapmamayı tercih ettin çünkü bu biraz kolayına geldi.

Gözlemlediğim en önemli ikinci şey ise, insanların birbirleriyle yardımlaşma konusunda çok açık olması. Biz, eğitim sistemimizden de kaynaklı, bilgi paylaşma konusunda kendimizi geride tutuyoruz, bununda en belirgin sebebi dediğim gibi eğitim sistemimizle alakalı. Amerikalıların tabiriyle “zero sum game” deniyor, yani toplamı sıfır olan oyun. Türkiye’deki  bütün bu okullara giriş sınavları da bu yöntemle çalışıyor, birileri başarısız olsun ki, sen başarılı ol çünkü sıralanıyorsun. Popülasyonda herkesin başarıya ulaşması gibi bir ortam yok, birileri başarılı olucak, birileri altta kalıcak ki, sistem çalışsın. Amerika’da bu yok, özellikle de Silikon Vadisi’nde. Burada herkes, beraber başarılı olup, ekosistem olarak beraber yükselebileceğinin farkında. Bu yüzden de bilgi paylaşımı konusunda insanlar, kendilerini kesinlikle geri de tutmuyor ve eğer birine yardım edebilecekse bunu sonuna kadar yapıyorlar çünkü biliyolar ki, o insana o an da destek verdiklerinde o adamda başarıya ulaşacak ve ekosistem olarak herkes beraber yükselecek.


AnchorFree den bahsetmişken şunu da kısaca sormak istiyorum; dünya üzerindeki internet yasakları hakkında düşünceleriniz neler?

Türkiye’ de dahil olmak üzere dünyanın birçok yerinde internet yasakları, artarak devam ediyor. O yüzden, internet üzerinde gizlilik ve özgür olabilme gittikçe artan gereksinimler arasında yer alıyor. Biz AnchorFree’de de buna inanıyorduk, internet özgürlülüğü ve internet gizliliği en temel insan hakları. Kimsenin bu haklardan geri tutulmaması gerektiğine inanıyoruz.  Şu anda yalnızca Hotspot Shield değil, piyasada yüzlerce VPN uygulaması mevcut. Bu uygulamaların sayıları da, bu uygulamaları kullanan kullanıcı sayıları da her geçen gün artıyor. O yüzden iyi bir yere gitmiyor internet yasakları. İnsanlar da gizlilik gereksinimleri, bu tarz teknolojilerle karşılamaya çalışıyorlar.

Siz, Cüneyt Özdemir ile birlikte yaptığınız röportajda da bahsetmiştiniz. İnsanları kısıtladıkça daha çok giriş yapmaya çalışıyorlar ve kullanıcı sayıları, normal zamanlara kıyasla epey bir artıyor. 

Öyle bir şey var, yasak konsepti zaten tam anlamıyla işe yaramayan bir konsept çünkü insanları ne kadar yasaklamaya çalışırsanız, insanlar da o derece yasakları delmeye çalışıyorlar ve bir şekilde de deliyorlar. O yüzden, günün sonunda bütüne baktığınız zaman, o yasakların bir işe yaradığını da görmüyorsunuz. Bundan dolayı, ne anlamı var insan biraz sorguluyor açıkcası.


Silikon Vadisindeki 6 yıllık iş tecrübenizden sonra, bu deneyim ve tecrübelerinizi kendi şirketiniz için mi kullanmak istediniz yoksa bir şirket kurmak her zaman gerçekleştirmek istediğiniz bir şey miydi sizin için? ShyftUp’ın kuruluş hikayesinden biraz bahsedebilir misiniz?

Hiç en başından beri aklımda olan bir şey değildi, hatta AnchorFree’den ayrıldıktan sonra da aklımda olan bir şey değildi. Ben, AnchorFree de 6 sene geçirdikten sonra, biraz ara vermek için ayrıldım oradan. Diyordum ki; 3 ile 4 ay arası bir ara vereyim, çalışmayayım çünkü 6 sene boyunca aynı şirkette benzer işleri yaptığınız zaman, ingilizce tabirle “tunnel vision” denilen şey oluşuyor. Biraz kısıtlı bakmaya, dar görmeye başlıyorsunuz. Her şeye karşı vizyonunuz daralıyor, motivasyonunuz biraz azalıyor. Kendimde bunları çok hissediyordum o yüzden dedim ki kendime; bundan kurtulmak için biraz geri adım atıp, ara vermem ve kafamı boşaltmam gerekiyor ondan sonra da tekrar devam etmem lazım.

AnchorFree’den de bu sebepten ayrıldım, 3-4 ay bir arar veririm sonra misyonuna inandığım bir şirkete girer çalışırım diyordum ama o süreçte birçok kitap okudum, Youtube kanalına da bu süreçte başlattım zaten. Bu aktiviteler, vizyonumu ve motivasyonumu tavan yaptırdı, o noktada fark ettim ki çok spesifik bir ekspertizim var, ya bir şirkete girecek ve çalışan olarak tecrübelerimi kullanacaktım ya da bu ekspertizimi, ajans modeliyle bir çok farklı şirkete hizmet olarak sağlayacaktım.

İkinci opsiyon çok daha heyecanlı geldi bana, hem kendi şirketimi kurma deneyimini kazanmak istiyordum hem de bir çok farklı ürünle aynı anda çalışma imkanı  bulabilecektim. Bundan dolayı, bunlar beni inanılmaz cezbetti ve ShyftUp’ı kurmaya karar verdim. Ama dediğim gibi öncesinde kendi şirketimi kurayım diye motivasyonum da düşüncem de yoktu.  Bir anda gelişti, harekete geçtim ve oldu.

Bu ara, sizin için olumlu oldu diyebiliriz.

Yüzde yüz. Özellikle “tunnel vision” dediğim şeyi hissettiğiniz anda eğer böyle bir ara verebilecek ekonomik ve psikolojik gücünüz varsa kesinlikle herkese tavsiye edebileceğim bir şey. Tabii dediğim gibi, sizi en az 6 ay ile 1 sene idare edebilecek finansal birikiminiz olması lazım ki, kendinizi riske sokmayın. Yani herkesin her an yapabileceği bir şey değil ama yapılabiliyorsa ve gelişiminizin durduğunu hissediyorsanız yüzde yüz herkese tavsiye edebileceğim bir şey.

Levent Şapçı Röportaj - Levent Şapçı'nın Hikayesi - ShyftUp'ın Hikayesi - ShyftUp Nasıl Kuruldu?


Bir videonuzda, “ShyftUp olarak şu anda müşterilerimize ajans olarak hizmet veriyoruz diyebiliriz.” demiştiniz. İlerleyen zamanlarda aynı işlemleri otomatik olarak yapabilecek bir yapay zeka geliştirmeyi ve daha çok şirkete hizmet vermeyi düşünüyor musunuz?

İlerisi için kesinlikle. Zaten, şu anda yavaşta olsa bir ürünleşme faslına geçmiş bulunmaktayız geçtiğimiz aralık ayından itibaren. Şu anda müşterilerimize sunduğumuz Dashboard platformumuz var ve bu platformu, aydan aya yeni özelliklerle destekliyoruz. Şu anda, dallı budaklı etli butlu bir ürün olmasada bir başlangıç bizim için. İleriki vadede, tamamen bir servis şirketi olmaktansa yavaş yavaş ürünleşmeye doğru adım atmak, orta ve uzun vadede ürün şirketine doğru evrimleşmek kesinlikle istiyoruz çünkü servis şirketi olmakla ürün şirketi olmak arasında çok büyük farklar var. İkisinin de avantajları ve dezavantajları var, o yüzden biraz o yöne doğru evrimleşmeyi istiyorum kesinlikle.


ShyftUp olarak ileride halka açılma veya yatırım alma gibi bir planınız var mı? Gelecek planlarınızdan biraz bahsedebilir misiniz?

Yani o tamamen o anki bulunduğum konjonktürle alakalı, özellikle bir ürün şirketi olduktan sonra o anki gereksinimlerle alakalı. Yani yatırım almak bir amaç değil bir araç ve sadece gerekli olduğunda faydalı olan bir araç. Yani ileride yatırım alırım diye yola çıkmak diye bir şey yok ya da yola çıkılıyorsa zaten yanlış yola çıkılıyor demektir. Ama ileride ürünleşiriz  ve daha çok ölçeklendirmek için tek çözüm yatırım almak  olur, o zaman tabii ki olabilir ama şu andaki gidişatta öyle bir şey  yok.


Piyasa değerleri milyar dolarlara ulaşmış müşterileriniz de var daha küçük çaplı müşterileriniz de. Farklı büyüklüklere sahip şirketler arasında gözlemlediğiniz belirli farklar var mı? (İş yapış biçimleri, prosedürler gibi.)

Var, çok büyük farklar var. Büyük şirketler de bürokrasi, fazlaca artmış oluyor ve özellikle internet alanında iş yaptığınız zaman, bazı şeyleri çok hızlı yapmanız, çok hızlı hareket etmeniz gerekebiliyor. Bu tarz büyük şirketlerin bürokrasisi de büyüdüğü için bu hareketleri çok hızlı bir şekilde yapamıyoruz ve etkimizde o denli kısıtlanmış olabiliyor. Keza diğer tarafta da daha küçük çaplı şirketlerde, o tarz bürokratik engellerle pek fazla karşılaşmadığımız için daha hızlı bir şekilde hareket edip, daha hızlı sonuç alabiliyoruz. Gözlemlediğim en büyük fark bu olur.


Kimileri bir startup için en zor kısmın ilk müşteriyi kazanma olduğunu söylüyor, kimileri ise başlangıç ekibi kurmanın en zor kısım olduğunu söylüyor. Bu süreçte sizin, en çok zorlandığınız şey neydi?

Bu söylenenlerin hepsi doğru aslında çünkü hepsi zor. ShyftUp özelinde konuşacak olursak, ShyftUp bir servis şirketi olduğu için ve benim geçmişten gelen ekspertizimi satmaya başladığı için ilk aşamada, özellikle ilk birkaç müşterimi almam hiç zor olmadı dışarıdan bakıldığında. Az bir eforla, ben o müşterileri kazanabildim ama farklı evrelerdeki şirketler için, farklı ürünler sunan şirketler için bu farklı. O yüzden bu soru aslında şirketten şirkete göre değişebilir.

Bazı şirketler için ilk birkaç müşteriyi almak çok zorken, bazı şirketler için de sağlam bir takım kurmak zor olabilir. O yüzden dediğim gibi, şirketten şirkete göre değişebilir ama ShyftUp özelinde, müşteri bulmak bizim için zor olmadı. İlk birkaç ekip arkadaşını bulmakta zor olmadı çünkü halihazırda çevremde bulunan insanlardı, daha önceden birlikte çalıştığımız insanlardı. Ama ilerleyen aşamalarda bunlar, gittikçe zorlaşan şeyler. Takıma kattığımız insan noktasında, kaliteli insan bulmak bundan sonra daha da zorlaşacak, daha fazla müşteri bulmak zorlaşacak, müşteri portföyü büyütmek zorlaşacak o yüzden, şirketin ne yaptığı ve şirketin ne yönde olduğu ile ilgili olarak bu sorunun cevabı, değişkenlik gösterebilir diyebilirim.   


Dünyadaki birçok insan Silikon Vadisi’ndeki bir şirkette çalışmayı ve orada bulunmayı ister. Siz, ekip arkadaşlarını seçerken nelere dikkat ediyorsunuz?

Ben, ne kadar öğrenmeye aç olduğuna bakıyorum. Yani birinci şey bu. Hatta şu ana kadar ekibe katılan kişilerin tecrübeleri, yaptığımız iş alanında kısıtlıydı ancak bunun bir önemi yok. Çünkü ben onlara yapılan işi, çok kısa sürede, iyi bir şekilde öğretebilirim eğer kişide öğrenme açlığı ve girişken bir kişilik varsa. En dikkat ettiğim özellik bu, öğrenmeye açlar mı, öğrenmekten keyif alıyorlar mı ve benim onlara verebileceklerimle yetinmeyip kendileri de “Aa şunu yapabiliriz”, “Bak ben şunu da araştırdım, öğrendim.” gibi masaya yeni şeyler getirebilecekler mi? Baktığım en temel özellikler bunlar, bunlar varsa zaten gerisi geliyor.

Bunların yanında takım çalışmasına uyumlu insanlar olup olmadıklarına dikkat ediyor musunuz?

Kesinlikle! Fakat şöyle bir şey var, bizim şu anki ekibimiz, biraz ufak olduğu için takım içi çalışma özellikleri fazla belirgin olmayabilir ve öne çıkmayabilir. O kesinlikle çok önemli bir faktör fakat en azından şirketin şu an ki aşaması için yani 2-3 kişilik bir şirket için daha demin dediğim o özelliklere sahipse ekipteki kişiler, şu aşamada takım çalışmasına da uyumlu insanlar oluyorlar.


Sizce herhangi bir devlet, gerekli yatırımları ve geliştirmeleri yaparak, kendi ülke sınırları içerisinde Silikon Vadisi’ ne benzer bir bölge kurabilir mi yoksa böyle bir bölgenin doğal bir şekilde, kendi kendine mi oluşması gerekiyor? Düşünceleriniz nelerdir?

Silikon Vadisi’nin gelişimine baktığın zaman, daha çok doğal yollar ile gelişen bir ortam olduğunu görüyorsun. Böyle bir ortamın oluşturulabilmesi için devlete düşen en büyük görev, özgür ortamı sağlamak ve bürokratik engelleri ortadan kaldırmak. Silikon Vadisi’de tamamen böyle, Amerikan hükümeti, şirketleri ve bu ekosistemi özgür ve rahat bırakıyor.

Vergisel anlamda, bürokratik anlamda, şirket kurma anlamında her şey çok kolay. Yani kurucular, bürokratik şeylerle uğraşmaktan kendi işlerine vakit ayıramıyor değiller. Eğer çok bürokrasi olursa, o bürokrasiyle uğraşmaktan işlerini büyütmeye vakitleri kalmaz. Silikon Vadisi’nin en iyi yaptığı şeylerden biri öncelikle bu, devlete düşen en büyük görev bu.

Onun dışında, devlet, çeşitli teşviklerle girişimcileri destekleyebilir. Keza şu anda Türkiye’ye baktığın zaman hakikaten, teknoloji anlamında çeşitli teşvikler var, yok değil. Hatta burada öyle teşvikler yok şu aşamada çünkü ekosistem oluşmuş ve halihazırda kendi kendine dönen bir çark var.

Ama sanırım, Türkiye’de özgür ortamın eksikliği ve bürokratik engellerin biraz fazla olmasının getirdiği zorluklar var. Böyle bir ortamın yaratılabilmesi için en azından onların çözülmesi lazım diye düşünüyorum. Ki hiç haksızlık yapmayalım, Türkiye’de de gelişen ve zor şartlar altında güzel başarılara imza atan startup ekosistemi var. Bundan sonra da gelişmeye devam edecek gibi gözüküyor.


Silikon Vadisinde veya genel olarak Amerikada bulunan Kuluçka Merkezlerinin öneminden biraz bahsedebilir misiniz? Girişimcilik konusunda ve küçük şirketlerin gelişmesi konusunda gerçekten önemli bir rol üstleniyorlar mı?

Çok büyük rol üstleniyorlar. Zaten burada onlarca var, en büyükleri Y Combinator ve 500startups. Buradan çıkan, buradan yetişen şirketlerin Unicorn yani milyar dolarlık şirket olduğunun birçok örneği var.

Y Combinator ve 500startups gibi kuluçka merkezlerinin girişimlere ve girişimcilere sağladığı en büyük kaynak, “network.” Şirketlere, birçok girişimciyle ve yatırımcıyla bağlantı sağlama imkanı sunuyor. Bir de, bilgi aktarımı çok önemli, mentörlük yapması ve tecrübelerini girişimciye aktarması gibi. Bunlar, erken aşama startupların büyümesi için can suyu. Kuluçka merkezleri de bunu çok iyi sağladığı için ekosisteme çok büyük katkısı olduğunu görüyorsunuz.

Levent Şapçı Röportaj - Levent Şapçı'nın Hikayesi - ShyftUp'ın Hikayesi - ShyftUp Nasıl Kuruldu?


Yaptığınız iş gereği birçok proje ve girişimci tanıma fırsatınız oluyor. İleride yatırımcı olmak gibi bir düşünceniz var mı?

Öyle büyük paralar kazanırsam, kendi paramı yatırma anlamında tabii ki çok inandığım bir projeye yatırım yapmak isterim ama şu anda yatırım yapayım diye bir düşüncem yok. Umarım ileride olur.


İnsanları bilgilendirmeye, deneyimlerinizi paylaşmaya çalıştığınız bir YouTube kanalınız var? Şu anda Youtube sizin için nasıl gidiyor?

Güzel gidiyor, tabii her zaman daha iyi olabilir. Benim, Youtube kanalını kurmakta ki tek amacım şuydu; şu anda Silikon Vadisi’nde sağlam bir Türk topluluğu oluşuyor ve biz Türkler olarak burada, epey bir tecrübe kazanıyoruz, buradaki iyi şeyleri öğreniyoruz, kötü şeyleri de öğreniyoruz. Bunların yanında, Silikon Vadisi’ni Silikon Vadisi yapan özellikleri günlük hayatımızda özümsüyoruz, o yüzden ben, bu Youtube kanalını tamamen bu amaçla kurdum ki, özümsediğimiz ve kazandığımız bu tecrübeleri Türkiye’deki genç arkadaşlara aktararak hem motivasyon sağlayalım hem de burada doğru olduğunu gördüğümüz, büyümeye katkı sağladığını gördüğümüz kafa yapılarını paylaşalım.

Buradaki Türkler ile çeşitli sohbet videoları çekiyorum, kendi tecrübelerimi aktardığım videolar çekiyorum. Geri dönüş olarak çok pozitif, tabii gönül ister ki daha fazla kişiye ulaşsın. O noktada, büyümek için daha çok potansiyelin olduğunu ve daha fazla insana ulaşabileceğimi düşünüyorum. Umarım çok çok daha fazla insana ulaşır ama şu zamana kadar ulaşan insanlardan gelen geri dönüşler çok pozitif oldu, bu da beni çok motive ediyor. O yüzden güzel gidiyor benim için, ben de çok büyük keyif alıyorum, uzun vadede bunu sürdürmek niyetindeyim.


Peki Youtube için aklınızda farklı formatlar, yeni projeler var mı?

Bu şekilde devam edecek büyük ihtimalle. Mesela yakın zamanda, şehir içinde bisiklet turu gibi bir konsept deniyorum, hem buradaki şehir hayatını göstermek amaçlı hem de sohbetle karışık buradaki ortam hakkında bilgi verme amaçlı. Bu, son dönemde denediğim bir konsept mesela. Ama daha çok, buradaki Türk girişimcilerle, çalışanlarla sohbet videoları ve de buradaki son haberleri yorumladığım, buradaki çeşitli kafa yapılarını yorumladığım videolar çekiyorum. Bunun dışına çıkacağını çok sanmıyorum.


İş hayatınız boyunca yaşadığınız en mutlu ve en zor anı bizimle paylaşabilir misiniz?

Herhalde en mutlu anım, ShyftUp’ı kurduktan sonra ilk müşteriyle kontrat imzaladığım an olabilir, benim için gerçekten mutluluk vericiydi. Kariyerimdeki en zor an ise; AnchorFree’den bir önceki şirketimde işten çıkarılmam olmuştu, AnchorFree’ye de öyle girdim zaten. O şirkette bir sene çalışmıştım, orada da çok güzel tecrübeler kazandım. En zor anım, o şirketten işten çıkarılmış olmak diyebilirim ama geriye baktığım zaman, benim için çok büyük bir aydınlanma noktasıydı o an, büyük bir tecrübe oldu benim için.

Türkiye’de pek, bu tarz işten çıkarılmalara alışık değiliz açıkçası. Türkiye’de iş garantisi, buraya göre biraz daha fazla. Amerikada iş veren kişi, size herhangi bir iş garantisi sunmuyor, hiçbir şekilde bunu sağlamak zorunda da değil, işinizden her an ayrılabilirsiniz. Amerika genelindeki çalışma prensibi bu şekilde yürüyor, o yüzden Amerika’da işten çıkarma olayları çok yaygın.

O noktada, o olay benim için çok büyük bir aydınlanma oldu dediğim gibi. Çok zor bir dönem oldu çünkü böyle bir şey beklemiyordum, başarısızlığınızın yüzünüze vurulması gibi adeta. Bundan dolayı, başarısızlığım, ilk anda yüzüme çok çarpmıştı, beni çok mutsuz etmişti ama ilerisi için iyi bir tecrübe oldu benim için. Hani dedim ya röportajın başında “Biz, Türk kültüründe biraz bahane yaratmaya meyilli oluyoruz” diye, işte o noktada bahanelerin beni hiçbir şekilde kurtarmayacağını eğer bir şey yapmam gerekiyorsa, ne yapıp edip onu kendi gücümle çözmem ve hayata geçirmem gerektiğini fark ettim. Beni en zorlayan an, işten kovulma anım olabilir.  


Silikon Vadisi’ndeki kültürü ve şirketleri yakından tanıyor, biliyorsunuz. Sizce Türkiye’deki girişimlerin başaralı olması için yurtdışındaki projelerden pozitif yönde neler alması gerekiyor?

Yurtdışındaki projelerden etkilenmeleri şöyle faydalı olabilir diye düşünüyorum; meydana çıkardığımız çözümlerin, Türkiye gibi ufak bir pazarın sorununu çözmekten ziyade global pazarın ve daha büyük pazarların sorunlarını çözmeye yönelik olmasında çok çok büyük fayda olduğunu düşünüyorum.

Bazen şunu görüyorum; yalnızca Türkiye’deki sorunları çözmeye yönelik ürünler ve hizmetler ortaya çıkarıp, ona yöneliyoruz, o zaman da pazarımız Türkiye ile kısıtlı kalıyor. Türkiye’nin gayri safi millî hasılana baktığımız zaman 1 trilyon doların biraz altında olduğunu görüyoruz ama Batı Avrupa’ya baktığımız zaman kat kat fazla. Türkiye dışında başka ülkelerin sorunlarını çözmeye başladığınız zaman, pazar boyutunuzu çok daha fazla arttırmış oluyorsunuz ve başarıya ulaşma olasılığınız da artıyor.

En aklıma gelen tavsiye bu olur. Türkiye ile sınırlı problemleri çözmekten ziyade daha global problemleri çözmeye odaklanmak iyi olacaktır. Bunun için de “Diğer ülkelerde neler olup bitiyor, diğer ülkelerde insanlar nasıl yaşıyor, ne gibi sorunları var, biz bu sorunlara nasıl çözümler getirebiliriz?” gibi sorulara odaklanmakta fayda var.

Sonuçta, baktığımız zaman dış ülkelerdeki insanlar, bunu bizim için yapıyorlar. Örneğin, adam bir ürün yapacağı zaman Türkiye pazarına bakıyor, ona yönelik bir çözüm getiriyor. Günlük hayatımızda yerli olmayan bir sürü ürün kullanıyoruz ve bu ürünlerin hepsi, bize yönelik hazırlanmış ürünler. Elin Amerikalısı, elin İngilizi, Almanı bize yönelik ürün ve çözüm üretiyor, biz neden böyle yapmayalım? Bu şekilde daha büyük sonuçlar alınabileceğini düşünüyorum.


Son olarak, Neden Olmasın’ın klasikleşmiş bir sorusunu sormak istiyoruz. Dünya üzerindeki bir şirketin sahibi olma şansınız olsaydı bu hangi şirket olurdu? Neden?

Kesinlikle büyük bir şirket ismi söylemem; Amazon, Google, Facebook veya Apple gibi. İsim söyleyemeyemeceğim ama konsept olarak söyleyeyim. Çok büyük büyüme potansiyeli olan, pazarını bulmuş bir ürün şirketinin ilk aşamalarından, zirveye ulaşana kadar ki süreci yönetmeyi çok isterdim. Böyle bir startup ve böyle bir ürün şirketinin büyümeyi yakalama sürecinde olmayı isterdim.  

Paylaş
Neden Olmasın Ekibi

Büyük fikirler, kalpten doğar.

Bir cevap yazın