in ,

TCDD’de Mühendis Olmak “ÖZ ELEŞTİRİ”

Hayallerine ulaşmak, bir sonraki hayallerin için yeni bir adım olduğu kadar sonraki hayallerinin önünü kapatan engel olabiliyor.
 
Yazılarıma yeni bir kategori eklemeye karar verdim: TCDD’de  Mühendis Olmak. Aklımı kurcalayan, kimiz zaman beni çıkmaza sürükleyen düşüncelerimin kaynağını oluşturan devlet kurumunda mühendis olma durumundan bahsetmeliyim. Çok özele girmeden, başkalarını eleştirmeden, kendime bakarak gördüğüm olayı aktarmalıyım. Belki o zaman çözülür içimdeki düğüm. Belki o zaman yaşanılması kaçınılmaz olan durumumdan zevk almaya başladım.
 
Devlet Demiryolları’nda çalışmaya başlayalı bir buçuk ay geride kaldı. Bana sanki 6 aydır çalışıyormuşum gibi geliyor. Zaman iş yerinde olağandan daha yavaş ilerliyor. Yapılacak ve öğrenilecekler artarak çoğalıyor ve ben gün geçtikçe yetersizleşiyor, dikkatsizleşiyor, asık suratlı hale geliyorum. Bu durumdan nefret etmeye başladım. Bu sebepten dolayı bu yazımda kendi eleştirimi yapacağım.

Önceki yazılarımda hayallerim ve ben bir bütündük. Ben yorulduğumda hayallerim koltuk altıma girip bana destek oluyordu. Hayallerim tükenmeye başladığında ise hayal depoluyordum hayal kaynaklarımdan. Bu şekilde geçinip gidiyorduk. Sonra hayalimin beni taşıdığı yere geldim: Devlet Demiryolları’nda çalışmaya başladım. Bu hayalime ulaşmak için de çok mücadele ettim. Çok engelleri aştım. Beni cesaretlendiren şey hayalim gerçekleştikten sonrasıydı…

Ama sihirli aynanın arka tarafına bakabildim, çalışmaya başladım. 

Bir buçuk ay içinde kaç tane plan yaptığımı, kaçını değiştirdiğimi hatırlayamıyorum ama şunu biliyorum; hiçbirini gerçekleştiremedim ve çoğu hiçbir zaman gerçekleşmeyecek.

Daldan dala atlayarak yazdığımın farkındayım. Düşüncelerimi sabitleyemiyorum. En iyisi baştan anlatmak, işe başladığım zamandan itibaren değerlendirme yapmak, kendi eleştirimi yapmak…

Öncelikle çalıştığım birimde kendi uzmanlık alanımla ilgili hiçbir şey yapmıyorum. Evet hiçbir şey yapmıyorum. Dört sene boyunca öğrenmek için kendimi parçaladığım onca bilgi beyin çöplüğüme atıldı. O bilgilere ihanet ettiğimi hissediyorum, istemeden, zorla, belki de en acı veren haliyle…

Hayatım boyunca resmiyetten kaçtım. Orta okulda, lisede hep koyulan kuralların tersini yaşadım. Okuldan atıldım, kavga ettim, ders çalıştım. İstediğimi yaptım. Ama çalışmak böyle değil. Çalışırken tamamen gereksiz bir resmiyet halindeyiz. Düzenlediğim evraklar tamamen resmi, insanlar birbirleriyle resmiyetin izin verdiği ölçüde samimi… Her sabah, o günün de bitip bitmeyeceğini sorarak başlıyorum. Resmi işler olduğu için öğrenmek de istemiyorum. Öğrenmek istemediğim için enerjim olmuyor, enerjim olmadığı için odaklanamıyorum ve hata yapıyorum. Cidden ben devlet kurumunda ne yapıyorum?

Beni oraya bağlayan tek ve en önemli neden maddi özgürlüğümün sağlanıyor olması. Sözde hayallerime ulaşabilmek için maddi imkansızlıkları ortadan kaldıracaktım. Evet kaldırdım ama en büyük etkeni, zaman faktörünü kurban vererek. Zaman, hayallere giderken izlediğim yolda paradan daha önemli bir faktörmüş. Bunu anlamak için çok zaman harcamama gerek kalmadı devlet dairesinde…

İşlerin yavaşlığı ise ayrı bir sinir bozucu durum. Masamdaki bilgisayar monitörü masamın neredeyse yarısını kaplıyor. İlgili kişilere daha ince bir monitör istediğimi söylediğimde ” Burada işler bu kadar hızlı ilerlemez, bunu zamanla öğreneceksiniz” dedi. Evet ben bu yavaş işleyen sistemde yavaş yavaş asimile olacağım.

Bu durumların hiç birisi, bu durumda yaşamam ve bu durumu değiştiremeyeceğim gerçeği kadar acıtmıyor içimi. Asaletim tastik olana, farklı bir birime geçiş hakkım olana kadar bu işkenceye devam edeceğim. Peki nasıl zevk alabileceğim bu tecavüzden? Hayallerime edilen tecavüzden sonra ben eski ben olabilecek miyim?

Nokta.

Bu içerik hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Uçuyorum, Öyleyse Varım

Dağ Evi