in

Hikâyeyi Bilmek

Filmler, kitaplar, oyunlar… Anlatılmaya değecek her şey bir çatışma üzerine kurulmuştur. Karşıt unsurlar bir araya getirilir ve olacaklar beklenir.

Kusursuz bir kahramanın zorluk yaşamadan sonuca ulaşması kimse için bir şey ifade etmez. Çatışmayı görmek ve sonucunun ne olduğunu bilmek isteriz.

Çatışmayı oluşturan karşıt tarafların, karşıt fikirlerin, gerekçelerini izleyiciye ya da okuyucuya geçiren yapımlar daha başarılıdır. İyi, kötü, doğru, yanlış demeden her fikrin gerekçesini anlarız. Bizde yarattığı yargıları da ikinci plana iteriz.

Kötü görünen karakterleri de sevdiğiniz yapımları düşünün. Aldığınız keyif çok daha gerçek değil mi?

Hiçbir kurgu karakter “Sadece kötülük olsun diye kötülük yapıyorum” demez. Neden demez? Çünkü bizi gerçeklikten koparır. Biliriz ki kötü olmak da birtakım yollardan geçmeyi gerektirir. Gaddarlık, sevgisizlik içeren hikayeler, yaşanan travmatik olaylar vs. Hatta bazen bu yolları öğrenirken kötü karakteri affeder ve severiz. Çok yükselirsek “bu karakter dünyayı yaksa hakkıdır” bile deriz. Neden deriz?

Çünkü empati yapmayı başarırız. Artık her hareketin ardındaki nedenleri görür ve tepkilerinin “normalliği” anlarız. Doğru bulmasak da onaylamasak da gerekçesini biliriz. Dolayısıyla nefret edemeyiz. Onca şeye rağmen…

Peki gündelik hayatımızda aynı empatiyi neden yapamıyoruz? Bir filmde insan öldürenlere bile bir noktada hak verirken rutin hayatımızda siyasi görüşünü, tuttuğu takımı, üzerindeki kıyafeti beğenmediğimiz insanlara karşı aynı empati neden yok?

Gerçek dünyada insanlardan neden kolaylıkla nefret ediyoruz?

“Nefes alamıyorum.”

Kimse bana sevebildiğimiz kötü karakterler kurgu demesin. Nice kurgu karakterlerden nefret ettiğinizi size hatırlatırım. Her şey gerçekmişçesine tepki verebiliyoruz. Cevap başka bir yerde. Empati yapmayı başarırız demiştim ya. Hah, orada çok doğru söylemedim. Aslında başarı bize aitmiş gibi konuştum.  Maalesef değil. Kitabın yazarı, filmin yönetmeni… Kötü karakteri anlamamızı kim sağladıysa empati kurmamız onun başarısıdır. Eğer bizim başarımız olsaydı sürekli tartışıp fikri değişmeyen, kendi hatalarını görmeyen bir toplum olmazdık.

Çünkü hikâyeyi bilmek her şeyi değiştirir arkadaşlar. En çok kızdığımız insanların nedenlerini bilmek her şeyi değiştirir. Bazı durumlar vardır ve insanlar ters düşmek durumunda kalır. Kendimizi çok haklı sanırız ve “şu şartlarda nasıl böyle yapar?” diye karşıya kızar dururuz.

“Hayatıma biraz saygı.”

Size bir sır vereyim. Televizyonda, sosyal medyada hatta çevrenizde, iki değişkene bakarak kızdığınız insanlar hakkında hiçbir bok bilmiyorsunuz. Nedenlerini göremiyorsunuz. Hele hele genelleyerek kızdığınız insanlar konusunda ne kadar haksız olduğunuzu anlayamıyorsunuz. Neden mi? Kimse size göstermiyor çünkü. Her şeyi tek tek görmeye ihtiyaç duyuyorsunuz. Green Book izleyip siyahi insanlara yapılanlara kızıp ertesi gün bir insan sadece Suriyeli diye rahatsız oluyorsunuz. Yönetmenler de yetmiyor yazarlar da.

İnsanları az bilgiyle asmaya kesmeye bayılıyorsunuz.

İşsizim diye ağlıyor, iş beğenmemiş.

Anası babası ne şartlarda okula yolladı, okulu uzatmış.

Kıçında don yok, şunu almış.

Yaptığı şımarıklık.

Kadın kesin kuyruk sallamıştır.

Türkler şöyle, Kürtler böyle, Arap değil mi kesin şöyle.

İzmirli değil mi? Doğrudur.

Hadi gitmeden iki yönlü düşünce egzersizi yapalım. İlk soru empati için ikincisi yukarıda anlattıklarım için.

  • Türkiye’den herhangi bir ülkeye dört milyon mülteci gitse o ülke insanlarının tepkisi ne olur? O ülkede neler yaşanır?

  • İlk sorunun cevabı belgesel yapılsa izleyen insanların tepkisi ne olur?

Unutmayın. Hikâyeyi bilmek her şeyi değiştirir. Fikrinizi bile.

Mitolojika Podcast Kapak Fotoğrafı

Mitolojika #29 – Pan’ın Flütü

2 Nota 1 Beste #26 - 06 Ankara

2 Nota 1 Beste #26 – 06 Ankara