HER ŞEYE RAĞMEN YAŞAMAYA DEVAM ET

Hayat…

Hayat ne demek?
Doğumdan ölüme değin geçen süreye hayat denir.
Eğer bana hayatın bir tanımını sorsalardı, heralde cevabım şöyle olurdu. “Her şeye rağmen yaşamak”
Tabi herkesin kendince bir tanımı vardır…
Hepimiz acı, tatlı bu hayatın bize sunduğu meyveleri yiyoruz. Bazen beğenmeyip yere attığımızda oluyor tabi… Hayatın bize verdiklerini değiştirmeye çalışıyoruz. Bu hayatı yaşamak istemiyoruz. Kabullenemiyoruz.
Bazen öyle bir noktaya geliyoruz ki, yaşadıklarımızı kaldıramıyoruz. Yıkılıyoruz…
Bunlar hepimizin başına geliyor…
Peki ne yapmalıyız?

Şimdi sırtınızda büyük ve ağır bir taş olduğunu hayel edin. Bu taşı olduğunuz yerden yolun sonuna kadar taşımak zorundasınız. Siz taşı kaldırmaya çalıştıkça, taşın ağırlığı sizin belinizi bükmeye başlıyor. Giderek gücünüzün tükendiğini hissetmeye başlıyorsunuz. Yorgunluktan gözünüzün önünü bile göremeyecek bir duruma geliyorsunuz. Hay Allah ne talihsizlik!! Birdenbire bir kuyuya düşüyorsunuz. Taşla birlikte çıkmaya çalıştıkça taşın ağırlığı sizi aşağı çekiyor ve yine aynı yere düşüyorsunuz. Ama taşı çıkarmak zorunda hissediyorsunuz. Peki size zorunda olduğunuzu kim söylüyor?

Neden taşı bırakmak yerine taşla birlikte çıkmak istiyoruz? Bu taşın bize ne faydası var? Yolunuzu uzatmaktan,  zamanınızı çalmaktan başka ne işe yaradı? Tabii ki de hiçbir işe yaramadı.
Gerçekte bu yol bizim hayat yolumuz. Sırtımızdaki taş ise geçmişimiz ve acılarımız…

Kuyuya düştüğünüzde ise taşı çıkarmak zorunda hissetmeniz, bırakamadığımız alışkanlıklarımız.
Hadi ama kabul edin. Hepimiz iki kadeh rakı ve hüzünlü bir şarkı eşliğinde geçmişi yad etmeyi seviyoruz. İşte bu bir alışkanlık… Kendimden örnek vermem gerekirse ikizim benim şarkılarımı dinlerken  “bu ne ya senin ruhun ölmüş” derdi. Bende tabii karşı çıkardım. Benim tarzım bu diye. Aslında değil. Hepimiz hüzünlü şarkılar dinleyip kendimizi depresyon moduna sokmayı seviyoruz. Hayatı ya da bir başkasını suçlamayın. Bunu kendimize yapan biziz. Hüznü biz çağırıyoruz. Bu yükü yolun sonuna kadar taşımak zorundaymış gibi hissediyoruz. Ama değiliz. Geçmişle yaşamayı bırakın. O taşı, geçmişi kuyuda bırakın. Üstünü de bir güzel kapatın.

Farkında mısınız? Nedense hep bir geçmiş ve gelecek arasında sıkışıp kalıyoruz. Bir türlü şimdiki anın tadını çıkaramıyoruz.
Hep bir telaş içindeyiz. Geçmişte yaşadığımız acılar ve yaptığımız hatalar yedi yirmidört beynimize bir uğrayıp kendini hatırlatıyor. Bizde kafamızda senaryolar kuruyoruz tabii… “Geçmişte şunu söylemeseydim, bunu yapmasaydım acaba nasıl olurdu?” gibi… Geçip giden, biten bir şeyi sürekli neden düşünüyoruz ki? Bence bu bir ölüyü diriltmeye çalışmak gibi bir şey… Geçmişi rahat bırakmadığımız gibi geleceklede uğraşıyoruz. Sürekli gelecek haķkında planlar kuruyoruz. Plansız yaşayamıyoruz. En sonunda kendimizi tüketiyoruz. Peki neden bu eziyeti kendimize yapıyoruz? Sadece hayatın bize sundukları ile yetinsek olmaz mı?

Hepimiz bu hayatta iyi kötü anılar biriktiriyoruz. İyiler genelde çabuk unutuluyor. Kötü anılar ise hiç silinmeyecek gibi hafızamıza kazınıyor. Fakat geçmişte yaşadığımız acılar ve hatalar bizleri farklı bir insana dönüştürüyor.  Düşünsene geçmişteki senle şimdiki sen ile dağlar kadar fark var. Peki sen hangisini tercih ederdin? Geçmişteki sen mi? Şimdiki sen mi?  Ben kesinlikle şimdiki beni tercih ederdim. Geçmişteki senden şimdi eser bile yokken geçmişi sırtına yük edinmek niye? Derler ya “Geçmiş geçmişte kaldı artık önümüze bakalım.” Aynen öyle önümüze bakalım arkamıza değil. Geçmiş öldü. Gelecek daha doğmadı. Şimdi nefes alıyor. Şimdiki anı yaşat. Yoksa şimdiki zamanı bile yaşamak için zamanın kalmayacak. Yarın nefes alıp, almayacağımız meçhul…

Veee bunu okuyan güzel arkadaşım. Her şeye rağmen yaşamaya devam et. İyisiyle kötüsüyle… Unutma her elma tatlıdır, ama içinde illa bir kaç çürük vardır. Ağaç bir kaç çürük elma verdi diye kesilir mi? Kesilmez…  O zaman hayatın sana iyi de olsa kötü de olsa verdiği meyveleri kabullenmeyi ögren. Unutma her şey ilahi bir düzen içinde. Yaşadığın acılar, yaptığın hatalar,  hayatına giren insanlar büyük bir resmi oluşturacak olan yapbozun parçaları…

En önemlisi,  gülümsemek için bir olayın gerçekleşmesini bekleme. Tamda şu an gül. Bir kahkaha patlatıver. Belki “deli mi bu ne?” derler. Bırak desinler…

Paylaş
Meryem Aydeniz

Şiir sırrın dilidir. Sırrımı açmaya geldim...

Bir cevap yazın